[justify]Masaya açılan dosyaları inceliyor kumral saçlı oğlan önce herhangi bir konuşma yokken; göz ucuyla, çekimser kaçamak bakışlarla. "Merhaba..." diye karşılık veriyor karşısındaki söze giren adama. Kafasını sallıyor yavaşça anladığını ifade edercesine. Bardağın üzerine eğilip ince bir nefes almasıyla kaşları kalkıyor şaşkınlıkla. "B-Bunu b-bu yaşta i-içersem tu-tuklanmam, di mi?" diye bir espri yapmaya çalışıyor kasılan bir gülümsemeyle. Eh, biraz daha özgüvenli söyleyebilmiş olsa belki daha komik olurdu zira sesi bir nebze bundan çekinir gibi çıkıyor ciddili ciddili. Böyle bir düşüncesi olmasa da.
Göz temasını fazla korumuyor, bardaktaki bordo sıvıya dalıyor bakışları geri kalan sözlerini dinlerken departman başkanının. Anlamaya, muhakeme etmeye çabalıyor. Dinlerken yüzü düşüyor fakat kaşlarındaki ve gözlerindeki hareketlilik, muhtelif şeyleri düşündüğünü ele verir nitelikte. Zaten hiçbir zaman duygularını yahut düşüncelerini gizlemede, yalan söylemede başarılı olabilmiş bir oğlan değil. Ağzını aralıyor: "O-Onlara canımı borçluyum..." Duraksıyor bir anlığına. "Ve b-benim için h-hayatlarını tehlikeye attılar. B-Başlarını derde sokmak istemiyorum..." Karşısındaki adama bakışlarını tekrar çeviriyor ve "G-Gerçekten başları derde girmeyecek, değil mi?" diye soruyor ümitle. Aldığı onay sonrası anlatmaya başlıyor, anlatabildiğince.
"B-Baloda olmamam gerekiyordu, annemlerin haberi yoktu... S-Sonra olaylar y-yaşandığında iki t-tarafımda da varlardı, c-cadı avcıları. B-Bilemiyordum ne y-yapacağımı ama Profesör Yamashita'yla karşılaştım. Tılsım profesörümüz. Beraber içkiler ve bez ile ateş yaratıp kendimizi savunduk, daha doğrusu o beni kurtardı..." Profesör Yamashita'dan söz etmeye başlayınca belirgin bir akıcılık, rahatlık geliyor kumral saçlı oğlanın sözlerine. Güvende hissedermiş gibi. Gözleri anlatırken sağa sola oynuyor, parmakları belli belirsiz hareketler yapıyordu. Sanki anın içerisindeymiş gibi bir hissiyat veriyor dışarıya. "...Bar tarafında mekanın gizli bir çıkışı varmış, ama tam kaçmışken b-b-bir aletle s-saldırdılar... At a-r-abasına bağl-ıydı sanırım, p-profesör beni k-korumaya ç-çalıştı ama ö-özellikle b-beni yakalamaya ç-çalışmış gibiydiler... Ç-Çünkü mekanik y-yakalama a-leti, ağ, tümü b-bana. Ve s-sadece profesöre o-ok sıktılar... En az d-dört t-tane. Y-Yere düştü ben giderken, g-gözleri kapandı ben... Ben... Ö-Ö-Ö-Öldü s-sandım, Profe..."
Ağlama krizi. Kadının ölmediğini biliyordu, bu dönem kim bilir kaç dersine girmişti lakin anın travmasını tekrar yaşıyordu. Devam edemiyor. Bir iki saniye konuşmayı deniyor fakat ağzından hiçbir ses çıkamıyor. Ancak karşısındaki klasik giyimli adamın tesellileriyle kendisini bir miktar toparlayabiliyor. Şarabın yarısını içiyor fakat daha çok susayıp su istiyor. Biraz daha sonra söze girebiliyor devam etmek üzere.
"K-Kiliseye götürmüşler. Yerini bilmiyordum, sonradan Aziz Michael dediler. Ne kadar kaldığımı da bilmiyordum. Sanırım dört günmüş. Bir bodrum katındaydım, sadece gaz lambaları... Ama sanki sekiz kere uyudum ve günlük rutine girdim... Galiba ışıkları göremediğimden, onlar da bir sebepten öyle yaptılar. Ş-Şey... Orada... Bana t-tarih anlattılar. Muggle tarihi. B-Büyücüler s-sadece m-muggle'lara z-zarar vermiş t-tarih boyunca dediler. D-Dersleri ö-öğrenirsem yiyebiliyor, içebiliyordum. Y-Yoksa c-c-ce-z-alandırıyorlardı." Cezaları söylerken tüyleri ürpererek titremişti sarı işlemeli cübbeli çocuk. Kendisini zorlayarak, kızarmış gözlerle devam etti anlatmaya: "K-Ki K-Kırım Savaşı, Evangeline O-Orphington o-olayları g-gibi... N-Neden b-bilmiyorum, dersler s-sırasında da çevremde dönen m-metalik bir zincir, topçuk vardı. H-Hepsinde. N-Neyse bu alakasız oldu... Şey... S-Sonra... Bizimkiler. Geldi." Cesaret ve onay istermişçesine, arkadaşlarının adını vermesinin onlara sorun yaratmayacağının garantisini tekrar almak istercesine bir bakış atıyor ve sonrasında şarabının kalanını bitiriyor. Yüzü ekşiyor bir an şarabın alışık olmadığı tadıyla.
"Ares, Mirabelle, Eurus, Iris, William, Alfred, Michael, g-galiba o y-yoktu ama destek olmuş, Mirina. B-Bayağı çatışma oldu a-ama kaçtık d-daha çok savaşmaktansa. Ç-Çocuklar özellikle k-kovaladı. G-Galiba bizim g-gibiler, büyücü yani... Ama b-büyü kullanmıyorlardı. Belki d-de değillerdi. A-Ama bana ö-öyle d-demişlerdi. B-Benim gibilerle tanışabileceğimi u-uslu olursam. B-Bilmiyorum ama çünkü bizimkiler b-büyü kullanabiliyorlardı orada. B-Benim maalesef yeni a-asa almam gerekti, ben yapamadım bir şey. Ama k-kilise n-nasıl alev aldı b-bilmiyorum..." Bir anlığına duraksıyor, bir şey diyecekmiş gibi ağzı aralanıyor fakat gözlerinde bir anlığına beliren utanç ve korkuyla tekrar kapanıyor. Bakışlarını kaçırıp, bir süre başka yerlere bakıp tekrar dönüyor karşısındaki otorite figürüne. "B-Böyle yani, Bay Carter," diyerek karşılık bekliyor.[/justify]