İngiltere Büyücedünyası > Hogsmeade Kermesi
RAY! Mini-Mali-Phali-Ty-Co!
(1/1)
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Kermesin açılacağı ilk saatler sırasında geç kaldığını düşünerek hızlı hızlı yürüdüğü, asasının ucunda başının üstünde taşıdığı standıyla değişik bir görüntü oluşturuyordu Alpharian Av Trawsunblat Hogsmeade sokaklarında. Bu ufak köyün böyle cıvıl cıvıl insanla dolu oluşu biraz da olsa bencil bir düşünceyle bu adamın arada bir Korone'yi yürüyüşe çıkartmalarında yolundan sapıp uysal ve dingin havasında yalnızlığının tadını çıkardığı bir yer olarak benimsediği bir yerdi. Şimdi de olmadık kalemden insanlar doluşuvermişti. Sözde Hogwarts adına açılmış bir öğrenci kermesi olacaktı ama her hizipten çığırtkanlar, ne olduğu belirsiz insanlar ve gizli polisçilik oynamaya çalışan birçok yeni yetme Seherbaz'ın kol gezdiğini herkes görebilirdi. Arkasından babasına yetişmeye çalışan minik bir Cocker Spaniel'in çıtılı pıtılı pati sesleriyle birlikte hoflaya puflaya söylenmeyi de eksik etmiyordu. Yanından geçtiği insanlar sözcük sözcük söylediklerini duyuyorlardı ancak yalnızca kendini yavru köpek gibi takip eden biri olsaydı:
"Ya işte neymiş efendim Raymond zaten hastaymış, barmensiz Pub'ı kapatmak gerekirmiş, başka kimseye güvenilmezmiş, Kenneth çok yaşlıymış..." söylenmelerini anlamlı bir sırayla algılayabilirdi.
Adam kermesin düzenleneceği avluya vardığında çoktan her yerin insanlar ve stantlarla dolup taştığını görse bile, köy muhtarının heyet mermurlarınca Mali-Phali-Ty-Co Pub için ayırdıkları küçük alanı bulması zor olmamıştı. Standı yere indirip, şişeleri ve bardakları bir Muggle gibi büyü kullanmadan dizmesi yalnızca 7 dakikasını almıştı Alpharian'ın ve bu bir rekor sayılabilrdi.
"Çatla da patla Finn! Senden daha iyi bir barmen olacağım ilerde..." diye içinden kendi kendine söylenmeden edememişti. En sonunda menünün yazdığı tableti de stanttaki uygun bir yere yerleştiren adam, asasının çevik bir sallanışıyla Pub'ın kapılarındaki eşsiz Muggle oymacılığından az da olsa esinlenilmiş el emeği panoyu ışıklandırmıştı; "Mini-Mali-Phali-Ty-Co!" yazısı kermesin her yerinden görünebilecek biçimde ışıldamıştı işte... Siyah kalın kadifeden ceketini çıkarıp üzerine Bordo ve Mor renkli çizgiler taşıyan yeleğini giymiş, saçlarını geriye atıp servis şapkasını takmış ("Biyrööğğnn!" diyen dönercilerin, Erdal Bakkal'ın taktığından), göğsüne "Ryan" adı yazılı pirinçten yakalığını iliştirmiş ve en son da kurdelesini düzelttikten sonra Korone'yi "Stant güzeli" olarak ortaya yerleştirmişti. Bu Nesunt'lar karşısında soğukkanlı bir ölüm makinesi olan katil, okullu çocuklara ve eğlenmeye gelmiş yetişkinlere satış yapmaya hazırdı artık.
Not:
1 - İçkiler yalnızca In-RP olarak ücretlidir ve site içi Galleon'unuzdan alınmayacak olsa da RP'inizi yazarken "Parası ödeniyor" biçiminde yazmanız okuyucular için daha güzel olacaktır.
2 - Diğer stantlar gibi burada da ilk tadımdan sonra RP'inizin sonunda bir zar atmanız gerekmektedir ancak bu sefer istediğiniz içkiden seçme hakkınız vardır ve RP sonunda atacağınız 1d3'lük zar, içkiden etkilenme oranınızı ortaya çıkaracaktır.
(1 "Çakırkeyf", 2 Sarhoş, 3 "Zom olma" durumu biçiminde)
3 - Yine diğer stantlarda olduğu gibi serüven yaşamak isteyen üyelerimiz "Gözü kapalı biçimde" içerikleri anlaşılmayacak biçimde şişelenmiş "Deneme ürünü" olarak sunuma koyulmuş içkilerimizden 1d7'lik zar atarak içebilirler.
4 - Raymond amcanız izin vermediği, Alph.. Ryan amcanız da başına bela almak istemeyen biri olduğu için yaşı tutmayan karakterlerimize yalnızca 1 ve 7 numaralı ürünler satılacaktır!
(Pişşt, yaramazlık yapmak isteyen gençler olursa ürünleri alkolü biraz azaltılmış olarak masa altından servis alabilirsiniz. Bunun için biraz RP'inizi güzel bir içerikle yazarsanız onaya gerek olmadan otomatik olarak satın almış olursunuz (: )
1 - Ta Osmanlı İmparator'luğundan buraya tarifi bozulmadan getirilmiş olan, tüketim sonrası gaz çıkartıldığında anüsten renkli renkli baloncuklar çıkartan ve alkolsüz servis edilen
"Hüsn-î Şenlendirici Malt İçeceği"
2 - Geğirince burun deliklerinden ufak patlamacıklar yaratan hastalık iyileştirmenin en eğlenceli yolu
"Karabarut Stout'u"
3 - 11 gizli çiçek özünden, en tatlı Pirinç ve Mısır lapalarından üretilmiş ve içene gerçek mutluluğa yakın bir ses tonuya kahkahalar attıran
"Şerbetli Kadın Lager'i"
4 - Yalnızca yiğit oğlu yiğitlerin cenk öncesi ve sonrasında baş başa içtikleri bir ritüel içkisi. İki kişilik porsiyonda servis edilir, içim sonrası bilek güreşi ya da Grekoromen güreşi gibi bir güç gösterisi yapılmazsa, içeriğindeki malzemeler nedeniyle "Er Meydanı'ndan kaçan bir namert gibi" altına sıçırtır diyareye neden olan
"Siegbräü Bockbier'i"
5 - Çin'in en uzak merkezlerinde tarifini bulan Kehanetçi'nin yıllar sonra Dünya'yı kırıp geçirecek bir hastalıkla bağdaştırılacağını duyurduktan sonra krizler geçirip öldüğü, ilk damıtanın kör olduğu ama içenleri en az iki saat kötü şanstan uzak tutucu bir ferahlık sezgisi yaşattığı
"Gorana Pilsen'i"
6 - İyi öpücükler! İçeriğindeki özel ve yalnızca Patlar-Uçlu Keleker kuyruklarında bulunan etkiyi verebilen gizli tat karakterine sahip sevişgen sevgililerin birası. Biraz mayhoş, biraz ağızda patlamalı eğlenceli
"Sevgi Pıtırlatıcı Kölsch"
7 - Biraz kırların üstünde esen yel, biraz tüm Dünya'yı sarabilecek bir sevgi, azıcık da Toz Pembe gözlük camları... Bu alkolü çok hafif esintide olan biradan içen kişi en az iki saat çevresine sevgi saçacak, en kötü durumlardan bile sevinecek bir yön bulacak
"Uwu-Moe-Ale"
[Üretici Davis Ailesi ve Mali-Phali-Ty-Co Pub çalışanları yaşanacak problemlerden sorumlu değildir. Değişecek konuşma biçimi durumunuzu göz önünde bulundurarak sosyal iletişime geçiniz. Alkol dostunuz değildir. Lütfen bilinçli tüketiniz.]
Das:
Benim yanaklar al al, kankacığıma karşı da bir öpme isteği var içimde. Dedim, “Kankammm... Öpüjük.” Yakaladım bunu. Öptüm yanağından. Baktım gülüyor, sonra dudağını ısırıyor poz kesiyor. “N’oldu öyle?” dedim. Benim de yanaklar al al. Güzel de herif şimdi. Ben cinsiyet konusunda pek seçici değilim ama erkeklerle ilgili travmatik bir geçmişim var bazı piçler yüzünden. Kadınlarla da travmatik geçmiş edindim sağolsun koca karı ilacı alacağım diye. Neyse herkesin ortasında olmaz. Kendimi tutmam lazım. Adamla yeni tanıştık hemen öpüjüklü moda geçtik. “Gel diğer tezgahlara da bakalım yoksa benim elimden bir kaza çıkacak Xavier kankam.” dedim kankama. Gelen geçen de tatlı adamı buldu tabi yanağından bir öpücük alıyorlar. Yandaki başka bir tezgaha geçtim yüzümde bir gülümseme, yanaklarım al al falan derken tezgahın başındaki meymenetsiz suratı görünce yüzüm düştü. “Iyy, sen misin?” dedim tekrardan. “Ne satıyo’n? Bronş mu satıyo’n?” dedim eski bir anımıza atıfta bulunarak. Önünde duran içkilerin içeriğini okudum bir süre. Sonra da kankamın sırtına attım elimi. Tezgaha yaklaştırıp “Ryan, Xavier. Xavier, Ryan.” diye tanıştırdım bunları. “Yeni arkada- OHA!” Etrafa bakınırken eski bir tanıdığı görünce yerimde zıplayıp Xavier’in arkasına geçtim. “Laaan, Wolfgang bu” diye fısıldadım bunlara. “Göstermeyin beni. Bir şey düşüneceğim.” Xavier ne yazık ki gülüp duruyor. Pek de saklanmalık yer değil arkası. Hızlı düşün Das. Senin zaten olayın bu. Manyak fikir makinesisin!
AHA!
Ryan’a döndüm. “Ryan, canım cicim güzel arkadaşım. Bana bir kıyak yaparsan, ben de ileride sana bir kıyak yaparım? Hm?” Kanser manser ama onaylayınca söylediğimi pis bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. “Tamam dinle...”
Bir plan anlatımı sonra...
“EYYYY! Yoksa bu benim eski arkadaşım Wolfgang değil mi?” diye çıktım herifin karşısına. Şu tipe bak. Yüzündeki sırıtışa bak, beyaz tenine bak. Ya ben bu herife neden bu kadar takıldım ki? Kafayı yedim resmen son bir aydır bunalımdayım. Yine de herif beni hayata bağladı yemin ediyorum. Her yerden haberlerini arıyorum. Millete sora sora buldum nerede çalışıyor ne işler çeviriyor. Şimdi de gelmiş burada lanet yüzünü gösteriyor çocuklara. Cebindeki turuncu peçeteyi gördüğümde ulan dedim... Burda da mı bu herifler peşimizi bırakmıyor? Benim üstümdeki ceket mavi. Başka ceketim yok anasını satayım. Böyle yerlerde direkt bizim hizibi temsil ettiğimi sanıyorlar. Neyse beni gören Wolfgang’ın yüzü düştü tabi. “Siz...” dedi. “Ben tabi ya!” diye dalga geçtim bununla. Yanına yürüdüm.
Üstündeki mendili göstererek “Turuncu ve mavi rengin ters renkler olduğunu bilir miydiniz?” diye sordum.
O ise bana döndü. Yanında, konuşup beynini yıkadığı bir kaç çocuktan ilgisi tamamen bana kaymıştı. “Sizin gibi hadsiz bir kişinin adını bile bahşetmeden konuşmaya dalması-”
Sözünü kestim. Şimdi on saat konuşmasını dinleyemezdim. “O sizin hadsizliğiniz! Sormadan düelloya davet ettiniz. Adım, Alexander Turner! İlk tanıştığımızda istediğiniz şeyi burada gerçekleştirmek için geldim. Sinirlenmeyin. Gelin ve onurlu bir şekilde dövüşelim.”
Adam ise sinirli bir şekilde bakmaya devam ederek “Sana neden inanayım?” dedi. Bunu daha önce de yapmıştı. İlk olarak söze sizli bizli başlayıp ardından senli benli oluyoruz kendisiyle. “Düellodan tekrar kaçacaksın. Onurlu bir şekilde dövüşmeyeceksin! Beni o saygıdeğer insanların yanında aşağıladığın gibi, şimdi de-”
Yine kestim sözünü. Herifin uzun uzun konuşması çok sinirimi bozuyordu. Önünde durduğumuz tezgahı gösterip “Dört numaralı içkiden içeceğiz.” dedim. “Gördüğün gibi eğer seninle onurlu bir şekilde düello yapmazsam altıma kaçıracağım.” dedim.
Wolfgang durdu ilk. Gidip içkinin içeriğini okudu. “Burada güç gösterisi yazıyor.” dedi çözümlemeye çalışır bir ses tonuyla.
“Düello da güç gösterisi değil midir?” dedim. Ellerimi belime koymuş kabul etmesini bekliyordum sabırsızca.
“Ya sayılmıyorsa?”
“O zaman güreşiriz.”
“Burada seninle güreşe tutuşmayacağım! Çok aptalca olur.”
“Bir de bana kaçacağımı söylüyordun. BAKANLIĞIN DEĞERLİ DİPLOMATİ BENİMLE GÜREŞMEKTEN Mİ KAÇIYOR?”
“Ne? Sen nereden? Tamam sus! Sus! Güreşme teklifini kabul ediyorum. Ancak burada değil. Hanlardan birinde boş bir oda bulacağız. Hakem olarak tek bir kişi gelecek.”
Omzumu silktim. “Tabi ki.” dedim. “Kim olsun?”
Çevremizde çocuklar dışında sadece Ryan ve yeni kankam Xavier vardı. Bu yüzden Wolfgang uzun saçlı gülümseyen kankamı seçince planımın son kısmı kaldı sadece. İçkiler.
Ryan’dan güya 4 numaralı içkileri alıp bir han aradık. Oradan boş bir oda tutup odadaki her şeyi kenara çektik güreş için. Güzel ceketimi bir kenara astım. Wolfgang da kendi ceketini çıkartıp kenara koydu. Xavier’e bir bakış attım. Sonra da Wolfgang’a baktım delici gözlerle. O da aşırı haşin bakıyordu yüzüme. “Şerefe.” dedikten sonra ikimiz de diktik elimizdeki içecekleri. İçkiyi içtiğim gibi içim gıdıklanmaya başladı. Dudaklarımda patlamalar, ağzımda mayhoş bir tat... Ah, Ryan! Seni çok seviyorum canım kardeşim.
Karşımdaki Wolfgang’ın yüzündeki haşin bakış yavaş yavaş gülümsemeye dönüşürken yaklaştım ona. Elimdeki bardağı attım bir kenara. Adamın yakasını tuttum ve bir düğmesini açtım. O da yüzüne bin kat daha yakışan bir gülümseme ile baktı bana. “Neden dövüşüyoruz ki?” dedi. “Hayat çok güzel. Gözleriniz de. Gözleriniz çok güzel Bay Turner.” Evet, anlayacağınız üzere Ryan 4 numaralı içki diye bana 6, ona da 7 numaralı içkiden koymuştu.
Herifin gömleğinden tutup kendime çektim ve şu patlamalı içkinin verdiği güzel öpücüklerden birini uzun uzun bıraktım dudağına. Ulan o bahsettiğim piç beni ne güzel öperdi. Anca o zaman sevdiğini düşünürdüm. Neyse Das, pislikleri hatırlayıp güzelim ortamın içine etme. Zevkine bak. Xavier’e döndüm. “Katılıyor musun?” diye sordum davetkar bir tavırla.
Bir üçlü deneyimi sonra...
Xavier ile birlikte Wolfgang’ın kıyafetlerini aldık. Sağolsun kankam sorun çıkarmak yerine yaptığımız şeye kahkaha atmayı tercih ediyordu. Zaten herifle öpüşürken bile zor tutuyordu kendini gülmemek için de neyse. Bir de domuzu yanda durmasa iyiydi. Ben biraz acıdığım için Wolfgang’ın donunu giymesine izin verdim. Herif de iyilik timsali olmuştu resmen. Teşekkür ediyor, beni ne kadar sevdiğini söylüyor hayatın güzelliğinden bahsediyordu. Normal uyuz halini bilmesem elleşmeyeceğim yani. Neyse sonra bunu aldık yanımıza. Donla çıkarttık Hogsmeade’e. Sonra da kitaptaki ilk numarayı yaparak Wolfgang’a “Aaa bak orada ne var?” diye arkasını gösterdim. O bakınca da yerdeki domuzu bir kolumun altına, Xavier kankamı da diğer kolumla belinden yakalayıp havaya uçtum. Hoop, yandaki evin çatısına kondum. Xavier kankama da “Gülme kankam gülme.” diyordum. “Yerimiz belli olmasın. Kaçalım buradan, bu herif yakında benim adıma arama emri çıkartır.”
Alpharian/Omegan Av Thrawsunblat:
Stantta durma işi çok da eğlenceli gelmemişti Alpharian için; bolca müşterisi olmuştu, evet, ama insanların dostlarıyla mutlu mutlu zaman geçiriyor olmalarını kıskanmamış desek hatalı bir çıkarımda bulunmuş olurdu dışarıdan bakan birisi olsa. Korone yeri geldiğinde yaşlı bir paspas gibi durduğu yerde yatıyor, yeri geldiğinde standa yaklaşan müşterilere türlü oyunlar yapıp tam bir şirinlik muskası olarak görevini layığıyla yerine getiriyordu. Yine de tüm bunlar, Galleon'ların şıkırtısı bile, Alpharian'ın yüzünde müşterilerine gösterdiği sahte gülümsemeler dışında bir etki bırakamıyordu. Şimdi burada Omegan'la birlikte tatlı tatlı eğlenebilmek, yaşayamadıkları çocukluklarının tadını çıkarabilmek vardı iki kardeş olarak. Haydi belki yanlarına yeni yeni arkadaş oldukları; Raymond, Finn ve Kenneth dışında tanıştıkları başka birileri daha olabilirdi. Belki şu Moore soyadlı adam, ya da biricik tatlı gülümsemesiyle Cornelia... Cornelia demişken, şu karşıdan gelen ve attığı adımları gönyesinden az da olsa kaymış adam.. Gabriel değil miydi bu?!
Yanındaki Kızıl saçlı ilgi mıknatısı adamın birkaç adım başı hayranlarınca öpülüş molaları verdikleri yolculuklarında ilerleye ilerleye Mini-Mali-Phali-Ty-Co!'ya dek gelmişlerdi bile. Alpharian'ın normalde alacağı olsa bile görüşmekten çekineceği Gabriel daha kendisini görmemişti yoğun ilgi ve öpücük içinde kalan arkadaşına bakıp durmaktan.
"Gel diğer tezgahlara da bakalım yoksa benim elimden bir kaza çıkacak Xavier kankam." diye adama seslenip yüzünü döndüğünde, Alpharian'ı gören gözlerindeki ışıltı dinmişti sanki. Duyguları tam karşılığını almıştı da, onu gördüğünde Alpharian'ın yüzündeki sahte müşteri gülümsemesi de düşüp gitmişti işte. Ne olduğunu anlamayan Korone bir babasına, bir de standın önündeki adama bakıyor, minişlik mi yapsın, hırlamaya mı başlasın çözemiyordu.
"Iyy, sen misin? Ne satıyo’n? Bronş mu satıyo’n?" diye sordu Gabriel o yabansı Amerikan aksanıyla, sanki birkaç hafta önceki görüşmelerinden sonra olanlardan haberi yokmuşçasına. Sonrasında yanlarına anca varabilen adamla tanıştırmıştı Alpharian'ı:
"Ryan, Xavier. Xavier, Ryan" diyerek. Alpharian elini uzatıp nedense kendisinin de biraz içinde öpme isteği uyandırır gibi olduğu adamla sessizce tanışırlarken. Gabriel de bu arada; "Yeni arkada..- OHA!" dedikten sonra adamın arkasına saklanıp fısıldayarak: "Laaan, Wolfgang bu..." diye bitirdi sözlerini o dilindeki sokak sözleriyle birlikte gelen kaba yabancılığıyla.
Çoğu suikastçının çok iyi bilmek zorunda olduğu "Açık alanda saklanmasını iyi bil!" erdemlerinden biri Alpharian'ın yaşamını adadığı yolunda unutmaması gereken bir şey olsa bile Gabriel'in bu konuda çok usta olmadığı ortadaydı. Xavier'ın kahkahalarıyla birlikte yüzündeki sert mimiklerin biraz olsa yumuşadığını ve kıkırdamamak için kendini zorladığını gören Alpharian, gelecek olan fırtınaya hazırlamaya çalışıyordu kendisini. "Göstermeyin beni. Bir şey düşüneceğim." demişti Gabriel. Alpharian bıyık altından gelen gerçek gülümsemesiyle devam edip "Ah be adam, hiç mi bıkmazsın?" diye söylendi içinden kendi kendine. Standında görev yapan katilin havaya kalkmış bir kaşıyla birlikte Gabriel'in
"Ryan, canım cicim güzel arkadaşım. Bana bir kıyak yaparsan, ben de ileride sana bir kıyak yaparım? Hm?" deyişinin üzerine yalnızca sessiz kalıp sertçe onaylarcasına kafasını sallamakla yetindi ve dinlemeye devam etti; "Tamam dinle..." sözüyle birlikte gelen teklifi.
Ne uz yılandı bu Gabriel, Alpharian için; istemese de yakınında bulunup arada sırada bulaşmayacak olsa, uzaktan izlemesi eğlenceli bir adamdı kuşkusuz. Neydi şimdi plan? Yiğitlik içkisi yerine rakibine Uwu-Moe içirmekle ayağını kaydırmak ha... Yine de neden kendisi için Sevgi Pıtırlatıcı Kölsch ısmarladığını ne sormak, ne de düşünmek istemiyordu. Gabriel'in devamında gelen küçük tiyatrosuna yeni karşılaştıkları "Alexander Turner" adına karşı tepki vermeyerek Xavier'la birlikte dingin bir uysallıkla uydular ve durumun gelişmesini izlediler sabırla. Alpharian aldığı ücretine ve ileride kendisine borçlu olacak bu düzenbazın borcunu unutmaması dileğiyle satışını yaptı:
"Biralar biralar, açılmasın aralar! Bir çift Siegbräü Bockbier, biyrööğğnn!" diyerek.
Yolluk bardaklarını doldurmuştu müşterilerinin, ne de olsa satış gösterileri ve sunumum da anlaşmamızla birlikte rolünün bir parçasıydı Alpharian için. Müşterileri içkilerini alıp uzaklaşmışlardı hızla.
Neyse ney, kimsenin işi bu satıcıyı ilgilendirmezdi. Hepsi yaşını başını almış koca koca adamlardı ne de olsa, uyarı yazısı da açık açık ortada ve okunaklıydı ayrıca. Alpharian standına yaklaşan yeni müşterilerine hazırladı bunalımlı sahte gülümsemesini:
"Parram olsa da ben alsam! Dünya'ca ünlü Davis biraları, biyrööğğnn!"
Mirabelle Starlight:
Mirabelle yediği halttan sonra hiçbir şey yapmamış gibi hayatına devam ediyordu ancak Profesör Urswick'ten gelen sonsuz haykırışla birlikte fark etmişti ki; topuklaması gerekiyordu. Önüne gelen stantlara baktı; patronunun standında saklansa olmazdı, kadına bela açmak istemezdi sonuçta. Sonra başka bir standa baktı... Dick'in standına ölse gitmezdi çünkü yanına yanaştığı an çarpılacağını biliyordu. Son standa çevirdi gözlerini, kendi çalıştığı tavernanın oralarda bir yerlerde bulunduğunu anımsar gibi olduğu yerin standıydı burası!
Koşar adımlarla oraya ilerledi ve standın önünden arkasına zıpladı. Hemen adamın ayaklarının gibine çömüp topelecik hale geldi, standın altında saklandı ve işaret parmağını dudağına götürüp 'ŞŞŞŞ!' yaptı. Ciyak ciyak bağıran şeytan karı Cynthia da o çevrelerde dolanıyordu, kadın uzaklaşana kadar olduğu yerde put gibi durdu Mirabelle. Bir ara saçından bir parça yılbaşı turtası adamın ayakkabısına düştü, paniklese de hızlı hızlı temizledi ve ses çıkarmadan mahcup mahcup özür diledi yüzündeki şeker gülümsemesiyle. Cynthia karısı etraftakilere Mirabelle'i görüp görmediklerini soruyordu, bazı insanlar görmedim diyor, bazıları da gördüklerini söyleyerek kadını yönlendiriyordu. Lanet karı sonunda kızın saklanmakta olduğu standa yanaştı, genç cadı da korkuyla gözlerini ayağının ucunda durduğu adama dikti. Ve çok mükemmel bir şey oldu, stant sahibi adam -artık insan değil de gökten inmiş bir melek gibi görünüyordu- uzak bir yeri işaret ederek bahsi geçen kızın oraya kaçtığını söyledi. Profesör buna inanmış olacaktı ki uzaklaştı, oraya gitti.
Kadının uzaklaşmasıyla birlikte Mirabelle yavaşça kafasını yukarı doğru uzattı, meraklı bir yavru kedi misali etrafa bakındı. Görüş menzilinde deli bir karı görmeyince hızla ayağa kalkmasıyla bir şeylere çarpıp başka bir şeyleri devirmesi bir olmuştu, şanslıydı ki hiçbir şey düşmeden yakalayabilmişti. Bozuntuya vermeden enerjik bir şekilde adamı selamladı, "Merhabalar efendim! Çok saçma bir tanışma oldu ancak yardımınız için cidden çok teşekkürler, ben buraları biraz yaktım yıktım kirlettim ama olsun!" dedi. Alnından çenesine doğru yavaaaş yavaş inmekte olan bir çilek parçası da işi iyice eğlenceli hale getiriyordu. "Benim adım Mirabelle Starlight, size cidden borçlandım çünkü o karı- yani şey, profesör beni ciddi ciddi öldürecekti! Hiçbir şey de yapmadım oysa ha. Neyse neyse, size borcumu nasıl ödeyebilirim?" diye sordu hevesle ve enerjisini bir gram bile eksiltmeyerek.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git