17 Nisan, 2026 10:04:59 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Ratatü  (Okunma sayısı 67 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Gaye Indie Lacroix

  • Hufflepuff Bina Başkanı
  • 5. Seviye
  • İleti: 19
  • 146 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Gaye Indie Lacroix
  • Güç Puanı: 28
  • AYOL!
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ard ama kaslı
  • Meslek: Hogwarts V. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 7
  • Lanet Gücü: 1
  • Tılsım Gücü: 1
  • İksir Kabiliyeti: 3
Ratatü
« : 03 Şubat, 2022 22:07:33 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Gaye normal bir çocuktu. Yemek yiyen, nefes alan, tuvalete giden, belirli ihtiyaçlarını gideren... Ama bu sakin gecede ondan başka bir çocuk daha bu boş koridordaydı. Tam da çocuk sayılmazdı gerçi. “Un torbası mı lan o!?”

Dimdik bir şekilde duran, kahverengi ve kir kaplı, silik yazılarından ‘Brahundel’in UNLARI’ zar zor okunan torba yavaşça ona doğru döndü. “Sen…ne?" Gaye zihnen en sağlıklı insan olmayabilirdi ama sırf nefes almak için koridorda dolaşırken hareket etmemesi gereken bir nesneyi tepki verirken görecek kadar da sıyırmamıştı. Yavaşça gözlerini ovdu ve tekrardan unun olduğu yere baktı. Un aniden birkaç adım daha uzaklaşmıştı! Hafifçe ağzı aralandı ve tekrardan gözlerini ovuşturdu. Un daha da uzaklaşmıştı! “LAN SEN NESİN!”

Bu bağırış tetiği çekilen yarış tabancası gibi koridorda yankılandı ve un torbası koşmaya başladı. “Aaaa terbiyesiz cevap ver bana!” diye bağıran Gayeciğimiz ise arkasından beygir gibi koşmaya başladı. Bu küçük oğlancığımızın en güçlü yönlerinden biri koşmak olsa da nasıl olduysa torba ondan daha hızlı koşuyordu! “AY ŞEREFSİZ HUF GEL BURAYA! İSTEDİĞİN KADAR KAÇ AMA BENDEN SAKLANAMAZSIIIIN!” diyen Gaye yeterince yaklaştığında hızla torbanın üzerine atladı. Başarılı bir şekilde torbayı da ezerek yerde 3 dk yuvarlandıktan sonra soluk soğuğa torbaya sarıldı “Pis şey seni! Bakalım neymişsin sen! Ama önce HUF AY ÖLÜYORUM AY HUF…”.

Nefes alıp verişi normal bir hıza geldiğinde torbayı büyük bir hışımla yırttı. İçinden çıkan şey çok şapşal duran bir Sıçandı. Sıçan agresif olmak yerine en az 5 kat kilosunda olan bu çocuk tarafından ezilmenin sersemliğini üzerinden atamamıştı. Gaye sıçanı belinden tutarak havaya kaldırdı “Demek sendin! Seni-“ ve o anda Sıçanın ne kadar tatlı durduğunu fark etti. Aniden her şey gül pembe olmuş, arka planda aniden Ludwig Van Beethoven's Ninth Symphony çalmaya başlamıştı “Artık arkadaşımsın.” Yavaşça cebindeki yedek çorabı çıkardı (ne zaman çoraba ihtiyacın olacağını bilemezdin). Çorabın içerisindeki kırmızı muzu (deney…çorap gibi bunu da sorgulama) yere bırakıp sıçanı çorabın içine soktu. “Yıkanana kadar burada kal bakalım.” Sıçan vikleyerek kafasını çoraptan çıkardı. “İhihihi senin adın artık Ratatü. Bence sana çok yakişir ihihihih.” Tam da yeni sıçanı ile bağ kurmuşken arkasından bir ses geldi... Gaye'nin son duymak isteyeceği şeylerden biri olan o tanıdık bir ses...


Not: Eğer isterseniz rp ile güzel gidebilecek bir şarkı:
[spoiler]https://www.youtube.com/watch?v=qkI_-ep5JhU&ab_channel=Call_Me_Sullyyy[/spoiler]

Çevrimdışı Eurus Medea Soleil

  • Slytherin Bina Başkanı
  • 4. Seviye
  • İleti: 13
  • 176 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Eurus Medea Soleil
  • Güç Puanı: 40
  • fine.
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Işık
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Slytherin
  • Biçim Değiştirme Gücü: 5
  • Lanet Gücü: 7
  • Tılsım Gücü: 1
  • İksir Kabiliyeti: 8
Ynt: Ratatü
« Yanıtla #1 : 03 Şubat, 2022 22:42:27 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Hogwarts'ta oldukça geç bir saatti ve uyuyamayanlara izleyecek bir şey olması için yaratılmış ay gökyüzündeki yerine saatler önce yerleşmişti. Şimdi yalnızca gölün etrafında vıraklayarak gezen kurbağalara, uyumamaya inat etmişlerin gözlerine ışımaya ve gecenin keyfini gerçekten çıkarmak için yatakhanesinden çıkanlara yarıyordu karanlığı yaran ışığı; yıldızları ardına almış bir yol gösterici gibi parlıyordu.

Koridorlar ise oldukça karanlık ve suskundu; portreler bile uyuyakalmış, günün her saati konuştukları, korudukları öğrencilerin yokluğunda çoktan kaybettikleri insanlıklarına yenik düşmüşlerdi; çerçevelerine taşan renkler katlanılmayacak kadar tiz, son derece tok ve uykusunda konuşan bir öğrenci kadar boğuk seslerinin yokluğunda biraz daha solgun, biraz daha cansız görünüyordu. Ve birkaç saniye içinde bu renkler nefesleriyle canlanıyor, istemsiz kıpırtılarıyla hayat buluyordu. Karanlık çöktüğünde şatoya çöken sakinlik ve duvarlarında gezen huzur inanılmazdı; hissedilen nefeslerinin bu denli sessizce çıkabilmesi basit bir zihni hayrete düşürmeye yeter de artardı.

Eurus, gururlu bir sınıf başkanı olarak, okulun bu huzurunu bozmaya niyetli değildi; aksine, ona kalsa onunla birlikte uyur, ambiyansa katkı sağlamak adına zoraki birkaç horultu bırakırdı bir yandan. Yine de işte oradaydı; siyah saç bandanası ve cübbesinin yenine sıkıştırdığı asasıyla, sevgilisinin her isteğini (bir noktada) karşılamaya yürek koymuş bir asker gibi ayrılıyordu güvenli yatakhanesinden.

Geceleri her zaman biraz savsak, biraz mantıksız olurdu. Hayatının hiçbir noktasında sekiz saatlik uyku düzenini bozmamasının bir sonucuydu belki, belki de güneş battığında mantığını da peşinden fırlatanlardandı o da; her bir bağırışı öylesine karar verilmiş gibi çıkar, gürleştirmeye çalışsa da sesi bir noktadan sonra komik derecede tizleşir ve genellikle ikiyi göremeden bayılırdı. Tabii bu Ares araya girmeden önceydi; zavallıcık, o kadar çok "ay ışığı altında yürüyüş" çekmişti ki beyninin ancak gece yarısından sonra çalışmaya başladığından şüpheleniyordu gittikçe, sabahları üzerine çöken halsizliğin suçunu sevgilisine atıyordu.

Şöminenin önü ödevlerini yaparken sinir krizine girenlerin kırık kalemleri, parçalanmış parşömenleriyle dolmuştu; Eurus'un her adımında bir başkası ayağına takılıyor, dengesini bozuyordu; iki gece-yarısı-randevusu üst üste gelmiş kız içinse çerçöpten onu öldürmek için yerleştirmiş engellere benziyordu her biri, zar zor ayakta kaldığını hissettikçe yatakhanenin kapısı daha uzak görünür olmuştu. Neyse, takıla tökezleye ulaştı kapıya (her takılmada Ares'e edeceği küfürleri listeleyerek, her tökezlemede birini seslendirerek). Terliklerini çıkarmayı unuttuğunu fark etmek için tuhaf bir andı; tek kolu kapıda, tek eli asasında tuhaf tuhaf bakıyordu ayaklarına, yatakhaneye geri çıkmakla hayatı siklememek arasında kaldığı barizdi. İkincisini seçerek açtı kapıyı; açmasıyla küfür listesinden bir başka seçme eseri seslendirmesi bir oldu.

"YEMİN EDERİM ŞU AYI GÖKTEN İNDİRİP KIÇINIZA SOKACAĞIM!"