İngiltere Büyücedünyası > Hastane Kanadı

İki Aşığın Gözyaşları

(1/1)

Eurus Medea Soleil:
Eurus Ares'e aşıktı ama bunu asla itiraf edemezdi. Ona aşıktı ama göz göze geldiklerinde karnında kelebekler uçuşmazdı. Ona aşıktı ve ne zaman yanında olsa kalbi huzur bulurdu. Ve çılgınlıkla dolup taşan zihniyle, kızın huzurlu bir kalbe ihtiyacı vardı. O bunu ona verdi ve Eurus bunu ancak onu terk ettiğini düşündüğünde fark edebildi.

Heyecanlı, nefes nefese kalmış birinci sınıflar Hastane Kanadında tedavi gören Ravenclaw'ın halini ortak salonda dönecek bir fısıltıyla anlattıklarında Eurus şöminenin karşısına oturmuş, ​İlyada'yı okuyordu. Yasak Orman'a girme aptallığını gösterebilecek tek bir Ravenclaw tanıyordu ve dudaklarından dökülen birkaç lanet sözcüğünün ardından zindanlardan ayrılırken zihni bomboştu. Kalbi, öte yandan, delicesine atıyor, göğsünden fırlamaya çalışıyormuşçasına kemiklerini sızlatıyordu ve koşmayı kesip nefeslenmezse Hastane Kanadındaki sevgilisine katılacağını haykırıyordu.

"İyi ama neden onu göremiyorum?" diye sordu. Yeri dövüyormuşçasına salladığı sağ ayağı ve alıp verdiği derin nefesler arasında, olur da öfkesi kendini yeterince belli edemez diye alnında bir damar atmaya başlamıştı; yüzünün geri kalanı mimiksiz, insanca hislere son derece uzakken alnı gerçek duygularını ele veren tek parçasıydı. Zindanlardan Hastane Kanadına kadar olan bütün yolu koşmuş, merdivenlerden çıkarken neredeyse uçmuştu (portrelerden biri ikişer - üçer çıktığı için fark etmediği merdiven değişimini aceleyle bağırmıştı) ve şimdi şifacıyı bile görmesine izin vermeyen bir cadı karşısında dikiliyordu.

"Bazı testler yapılıyor."

"Testleri yapan şifacıyla da görüşmek istiyorum."

"Görüşeceksiniz."

"Tanımadığım biri sevgilimin üstünde çalışıyor," dedi iğneleyici bir sesle. Şifacıyı tanıyordu. "Onunla konuşmaya hakkım var."

"Konuşacaksınız."

"Onu koyacağınız bölümü de görmek istiyorum."

"Göreceksiniz."

"Ve yapacağımı söylemeyi bırakın. Tam bir cümle kurun, Merlin aşkına!" Gecenin o saatinde koridorda biri kaldıysa bile Eurus'un bağırışından sonra yatakhanesine doğru koşuşturmuştu.

Genç kadın buna karşılık olarak göz devirdikten sonra yardımına ihtiyacı olup olmadığını sormak üzere şifacının yanına döndü, Eurus'un hemen peşine takıldığını fark edememişti tabii. "Hogwarts'tan mezun oldunuz mu?"

"Şifacı işini bitirmeden giremezsiniz!"

"Sadece düzgün bir okuldan mezun olup olmadığınızı merak ediyorum! Burası hastane kanadı İngiltere Gizli Servisi değil."

"Şifacı!" İçeri doğru seslenmişti, ama Eurus'u geri çekmek için bu basit hareketten fazlası gerekiyordu belli ki.

"Eminim düzgün bir diplomanız da yoktur, değil mi? Yoksa şifacı olan siz olurdunuz, ama hayır, burada onun kuyruğu gibi geziyor ve gerçekten bir şeyler becermeye çalışan öğrencilere patronluk taslıyorsunuz, bana kalırsa aşağılık- "

"Bakın, bunun sizin için zor olduğunu biliyorum ama şifacının işini bitirmesini beklemezseniz- "

"Ne? Ne yapacaksın?" Saygıyı boş vermişti, artık düpedüz çığlık atıyordu. "Burada seksen yaşındaki bir kadının işini bitirmesini beklemediğimde cezamın ne olacağını en küçümseyici ses tonunda duymak istiyorum. Bambu filizleri olacak mı? Yerde karanlık, derin bir delik peki? Veya ayak parmaklarımı kemiren fareler?"

Elli yaşını doldurmamış şifacı teslim olmuş bir ifadeyle kapıları açmak için tam da o anı seçti. "Korkarım yara izini- " Eurus, öte yandan, saatlerdir çatmayı bekleyen bir fırtına gibi, şifacıyı ezip geçti ve bilincine yeni yeni kavuşan Ares'in yanına doğru ilerledi. Ve gözleri biricik sevgilisini bulduğunda fırtına yerini hafif bir esintiye bırakmışçasına durakladı, dudakları titreyerek aralandı.

"Hassiktir."

Aethelwulf Ares Caldecott:
[justify]Acı öyle şiddetliydi ki genç büyücü nerede olduğunu bilmiyordu, kesinlikle şimdiye kadar deneyimlediklerinin ötesindeydi. Kemikleri yanıyordu, kızgın bıçaklar teninin her bir santimini delerken hayatında hiç bağırmadığı kadar yüksek sesle çığlık atıyordu, ona işkence eden kadın ise bundan aldığı zevk ile daha da şiddetlendiriyordu lanetin gücünü. Kafatası kesinlikle ortadan ikiye yarılacaktı, artık onu öldürmesi için yalvarmak istiyordu Ares. Izdırabının sona ermesini istiyordu sadece, annesine kavuşmak istiyordu.

Ve sonra ışıklar söndü.

Genç büyücü gözlerini araladığında zihni öylesine bulanıktı kendini halen ormanda affedilmez lanetin etkisi altında sanıyordu. Bilincini kaybettiği andan sonrası karanlıktı ancak acı zihninde öyle bir yer etmişti ki şifacı kadının onu tedavi etmeye başlayabilmesi için önce sakinleştirici vermesi gerekmişti. Ara ara “katil” diye sayıklıyordu kısılmış sesiyle. “katil, katil, katil…” Baş şifacı, oğlan her ne demek istiyorsa ondan ısrarla bir yanıt almaya çalışmadı, elinden geldiğince ızdırabını dindirmek için uğraştı. Lanet yaraları eninde sonunda iyileşecekti fakat ruhuna işlemiş olanın iyileşmesi için zamana ihtiyacı vardı. Yaşına göre oldukça dirençli çıkmıştı genç büyücü, yerinde başkası olsa şu an St. Mungo’nun 49. Koğuşuna, kalıcı büyü hasarı alan hastaların yanına kaldırılmıştı belki de.

Aradan geçen birkaç diken üstünde zaman, oğlan halen bilinçsizce hastane kanadında yatarken okulun müdiresi ve diğer bütün profesörlere durum bildirilmiş ardından Bakanlık’a oldukça basit bir haber salınmıştı: “bir öğrenci okulda saldırıya uğradı.” Hogwarts pek çok sıra dışı olaya ev sahipliği yapmasıyla ünlü bir okul olmasına rağmen Britanya’nın en güvenli yeri olarak bilinmekteydi. Herhangi bir öğrencinin saldırıya uğraması kabul edilemezdi.

Birkaç saat sonra nihayet kendine gelebilmişti Ares, geçirdiği nöbetler hafiflemiş ve sayıklaması kesilmişti. Gerçeklik algısı yenice kendine gelirken başında dikilen şifacıdan su istemişti. Kadın onun ağzından ilk defa farklı bir kelime duyduğu için bir anlığına afallamış olsa da hemen bir su kapmıştı. Oğlan aylardır su içmemiş gibi bir iştahla bitirdi bardağını ardından bir tane daha istedi.

Ne okul müdiresi ne de baş şifacı oğlana yaşadıklarını anlatması için baskılamıştı, yarasını bu kadar tazeyken kanatmak istemiyorlardı, olaylara bir açıklık getirmek önemliydi ancak genç büyücünün sağlığı daha önemliydi. Buna rağmen Ares istediği ikinci suyu bitirdiğinde her şeyi anlatmaya başlamıştı. Neden ormana gittiği kısmını atlamıştı, birkaç defa ormanda gördüğü kızıl kadının Carmilla olduğundan emin olduğunu vurgulamış, üstüne basa basa annesinin katili olduğunu söylemeye başladığında ise bedenini ele geçiren bir başka nöbet yüzünden baş şifacı ona bir kez daha sakinleştirici vermek zorunda kalmıştı.

Kız arkadaşı odaya daldığında sakinleştiricilerin etkisi daha yeni hafiflemişti, kolunu kaldırmaya bile gücü olmayan genç büyücü Eurus’un yüzünü gördüğünde ağlayacak gibi hissetmişti. Bütün bedeni ağrı içinde olmasına rağmen doğrulmaya çalıştı, kendisini böyle güçsüz bir konumdayken görmesine izin veremezdi. “Merhaba, sevgilim,” dedi çatallı bir ses tonuyla. Yüzüne her şeyin yolunda olduğunu söyleyen bir gülümseme oturtmaya çalıştı. “Hangi rüzgar attı seni buraya?”[/justify]

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git