Karşısındaki profesörün ağlamaya başlamasıyla şaşırdı, blöfünün işe yarayacağını hatta bu kadar etkili şekilde işe yarayacağını düşünmemişti. Kadın gerçekleri dökmeye başladığında yanına oturdu ve uslu uslu, yüzünde minik bir gülümsemeyle dinledi. Cwenhild isminin çok yabancı gelmediğini düşünüyordu deminden beri, haklıydı da. Tavernada sürekli gördüğü, bazen 'müessesemizden' diyerek patronunun kaliteli içkilerini araklayıp ikram ettiği kızıl seherbaz, annesiydi. Mirabelle'in hayatından silmek istediği bir günde cesaretini kanıtlarken ölmüştü, gurur duyulacak bir şeydi bu. Duyunca yüzünün düşmesi gerekiyordu ancak gülümsemesi genişlemişti, artık insanlar ona ailesinden vurduğunda nasıl bir insanın kızı olduğunu hatırlayacak, üzülmek ya da sinirlenmek yerine gülmeye başlayacaktı.
"En baştan dürüst olsaydınız bu kadar çemkirmezdim!" diye girdi lafına mızmızlanırmış gibi bir sesle, "Doğruyu söylediğiniz için teşekkürler. Affetmemek için çok sebebim yok aslında, sarhoş olunca olay çıkarıp başıma iş açtığı ya da bahşiş vermediği için kızabilirim sadece." Kıkırdadıktan sonra devam etti, "Ara tatilde Diagon Yolu'ndaki evimize gitmek için sabırsızlanıyorum. Benim kulübem kışın buz gibi oluyor be! Ay, buz gibi demişken artık içeri mi geçsek? Siz çağırınca üstümü bile değiştirmeden direkt formamla geldim, donuyorum ya!" dedi ayağa kalkıp kadına elini uzatmadan önce. Eh, Mirabelle çok da kin tutabilen bir kız değildi.