İngiltere Büyücedünyası > Hastane Kanadı

Ruh Kamaştıran

(1/1)

Jimmy Folke:
Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nun taş duvarları; olağan gecelerinden birini daha yaşamaya doğru ilerliyorlarken, artarak azalan hava ısısıyla birlikte varlıklarını sürdürdükleri, yönetici odasının bulunduğu kuleden yükselen ve az da olsa duyulan boğuk bağırışlar ve minik sarsıntılar ile titriyorlardı. Sonrasında kuleden aşağı inen basamaklar ve devam eden koridoru Ay ışığıyla dolduran pencereler hızla koşan adımlar ve o adımların peşinden ilerleyen bir zincirin yere sürtme sesiyle yankılanmıştı. Bu koşturmacanın sesleri ve iki kişinin hızlı soluklanmaları 3. kata dek kimseyle karşılaşılmadan devam etmişti. Hastane Kanadı'nın sessizliği ve karanlığını hızla çarpılarak açılan kapısı bozmuştu; içeri asasının ışığıyla giren Müdire Vivienne Bates'in ta kendisi, arkasından da kucağında genç birini taşıyan bir adam vardı. Revir çokça boş olduğundan rahatsız sandalyesinde uyuklarken yerinden böylesi bir gürültüyle şok yaşayarak uyanan görevli Şifacı; eli ayağına dolanarak oturduğu yerden düşmüş ve ayağa geri kalkarken kendini savunurcasına eline aldığı asasını bir adama, bir kadına doğrultarak boşta kalan eliyle saçını-başını düzeltmeye çalışıyordu. Sarışın müdire sinirden kanlanmış gözleriyle kadına bakıp:
"Sedye! Şimdi!" diye gürlemişti bile. Bir an için daha bekleyip durumu algılamaya çalışan Şifacı, odada yatan diğer birkaç hastanın gürültü ve ışıktan rahatsız olarak homurdandıkları sırada söyleyecek sözleri bulamamışçasına:
"M-Müdire hanım neler oluyor?" diye sormuştu.
"Morris Tanrı aşkına, sana bana boş sorular sorman için maaş ödemiyorum! Hemen!" diye çıkıştı Müdire ve kucağında çocuğu tutan adama doğru hazırlanmış sedyeyi sürmüştü.

Sedyeye küçük bir gürültüyle yatırılan çocuk ve sarılı olduğu zincir nedeniyle herkesin rahatının bozulacağı açıkça ortadayken, asasıyla diğer sedyeleri hızlıca yan odaya gönderen şifacı, işini bitirip Müdire'nin yanına geri döndüğünde zincirin yerde ve odaya ilk girdiğinde saçtığı ışıltıyı artık taşımıyor olduğu gözüne çarpan en önemli detay olmuştu. Sedye üzerinde ağır bir sara krizi geçiriyor ya da nevresimlerini yırtacak derecede kaçıp kurtulmak istercesine kabus gördüğü yatağında gibi çırpınan çocuğun kapalı ağzı arkasından duyulmayan çığlıklarını sezebiliyordu. Bu adam ve Müdire, çocuğun çığlıklarını örtebilmek için büyü kullanmışlardı açıkça. Yine de Hogwarts Şifacısı Louise Morris işini her yaralanmayı sorgulayarak değil, iyileştirerek elinde tutabildiğini iyi biliyordu ve susmaya devam etti müdiresinin böyle olduğu günleri içeren her zamanki gibi.

Rayeharth Dagenham, son yıllarda olduğu gibi bugün de ayda kim bilir kaçıncı kez uğradığı kadının ofisinde çocuğu türlü deneylerden geçirmeye devam ediyordu. Çoktan zayıflıktan kırılmaya yüz tutmuş ölü bir Söğüt dalı gibi görünen çocuktan gelen bir direnç ve enerji patlaması karşısında zorlanmaktan domates gibi kıpkırmızılaşmış bir yüzle sedyenin üzerindeydi. Çocuğun sağ omzundan döşeğe bastıran bir eliyle birlikte; kolundan tutan diğeri eli, gencin çırpınışı azalacak gibi durmayan kıvranışlı kasılmalarını dizginlemeye uğraşıyordu. Sarı renkli tüvit ceketinin cebinden çapraz yönden dışarı çıkmış asası sallanıp duruyordu adamın, "Çevrede bir dördüncü olsa bir yerlerine batabilir" düşüncesi Sifacı'nın usundan daha geçmeyi bitirememişken; sedyenin yanından kızgınca bir hızla geçen müdire, beklemediği bir anda bedenine batan sert bir asa ucunun yaşattığı şokla kısa ama yüksek oktavdan bir ünlemeyle Seherbaz'ın gülmesine neden olmuştu bu sıkışık anda. Vivienne'in alnından çıkabilseler, Rayeharth'ı fırtınada uçuşan bir çift ustura ağzı gibi parça parça kesip doğrayabilecek sertlikte ve keskinlikte çatılmış ince kaşlarıyla birlikte:
"Sakar eşekler gibi gülme Dagenham!" diye çıkıştıktan sonra Louise'e dönüp "Bağla şu çocuğu hemen!" diye bir emir daha savurmuştu sinirden kasılı çenesi ve dişlerinin arasından neredeyse tıslayarak. Önlüğünün cebine işini hızlı görmeye çalışan bir marangoz gibi asasını sokmuş olan Şifacı asasına davrandığında ise elinin tersiyle üzerine yürüdüğünü gördüğü müdire tarafından dayak yiyeceği korkusuyla gözlerini kırpıştıran kadın;
"Büyüyle değil Morris, sedyedeki kemerleri kullan." sözleriyle şaşırmıştı. Müdire Bates, revire girdiği andan beri ilk kez bağırmadan konuşmuştu.

Koşturmacalı boğuşma sırasında çoktan yüzünden yitip gitmiş maskesi ve zorlanmasından kaynaklanarak akan terleri nedeniyle yarısından fazlası "olmayan" yüzünün normalden daha korkunç göründüğü genç adamın yatağa bağlanması, çocuğu tanıyıp bilen ve zamanında bol bol yaralanmalar gören kaşarlanmış Şifacı tarafından hızla oluverip bitirilmişti. Bağırmaktan çatlayacakmış gibi görünen boyun kasları, alnından aşağı doğru çatallanarak çakan Yıldırımlar görüntüsündeki damarları ve bir yolla kapalı tutulan ağzıyla birlikte "Jimmy Folke", çeşitli yönlerden hareketlerini kısıtlatan yıpranmış deriden kemerlerin gıcırtılarıyla kıvranmaya devam ettiğinde üzerinden yeni çekilmiş Rayeharth ve birkaç adım uzakta durup gözlerini ondan hiç ayırmayan Vivienne ikilisi asalarını çekmiş, ne yapacaklarını bilemez durumdaydılar.
"Lumos Maxima!"
"Lumos Solem!"
Kullandıkları büyüler kısa süreli de olsa gencin hareketlerini azaltıyor olsalar bile kesinlikle yeterli değillerdi. Odanın ışıklandırmaları ve büyüler şu an yeterli değildi bugün yapmayı denedikleri deney karşısında. Haftanın 3-4 günü girdiği Müdire Ofisi'nde yaşadığı ve genelde büyüyle anılarından zorla silinen diğer deneyler gibi değildi bu seferki; bir şeyler dışarı çıkmak için savaşıyordu çocuğun mühürlenmiş bedeninde, bu sefer bir adımdan daha fazla ileri gidilmişti. Müdire kendilerine katılıp gücünün yettiği ışıldatma büyülerini kullanan Şifacı'ya birden dönüp
"Ejder Alevi'ni getir, Yıldız Işığı getir! Koş!" diye yüklendi, hemen arkasından da Seherbaz da;
"Bize ne ışık varsa getir be kadın!" diyerek bilip bilmeden söze katılmıştı anın heyecanıyla. Görevli Sifacı Morris bir an için duraksasa da, koskoca Hogwarts Müdiresi'nin emrini yerine getirmemenin akılca olmadığını kafasında tartabilecek seviyede biriydi. Okulun az bilinen hazinelerinden olan iki eşya kolayca herkesin ulaşamayacakları yerlerde tutuluyordu genelde. Ancak bu durum çok daha başkaydı... Hastane Kanadı ya da herhangi bir ofisin kasasında saklı durmuyordu böyle şeyler; yalnızca Hogwarts Şifacısı'nın gereksinimlerine açılacak özel kapısıyla İhtiyaç Odası böylesi antik Büyücü emanetlerini barındırırdı ve kadın 7. kata koşa koşa varmaya çalışıyordu...

Revire geri döndüğünde iki dev bavulla ülke değiştiren göçmenler gibi iki elinde üzerleri ağır kadife örtülerle serili iki büyük altın işlemeli cam kutuyu yalpalaya yalpalaya taşıyarak yürüyebiliyordu. O gelene dek sürekli büyü kullanmaktan yorgun düşen ve odaklarıyla sabırları sınırlarına ulaşan Seherbaz ve Müdire, konuşmaya bile gerek duymadan gözleriyle kadının hızlı davranması gerektiğini iletmişlerdi bile. Şifacı Morris önlüğünün eteğiyle, kollarının yenleriyle terlerini silmeye çalıştığı alnından akacak damlalarla kutuları kirletmemeye özen göstererek açtı iki ayrı sehpa üzerinde ve içeriklerini ortaya çıkardı. Ejder Alevi adı verilen antik emanet; neredeyse canlı gibi duran beş minyatür Ejder'in açık ağızlarını ortasına doğru yönelttiği, insan elinden çıkmamışçasına ince işlenmiş işlemeleriyle birlikte Mavi renkte bir metalden yapılma bir meşaleyi andırıyordu. Şifacının elinden müdire tarafınca neredeyse sökülerek kapılan emanet, okuldaki çok az kişinin bildiği gizli sözcükleri fısıldanılarak yakılmış ve birden reviri gün gibi aydınlatmıştı Turuncu-Sarı ışığıyla. Zaman harcamadan diğer kutuyu da açan Şifacı, içinden çıkardığı Yıldız Işığı adlı emaneti arkasını dönüp vereceği anda ondan daha hızlı davranmış olan Seherbaz'la burun buruna gelivermişti bir anda. İçinde bir yıldızın ruhunun saklandığı söylencesi eski ustalarca öne sürülen emanet; kalın Bronz bir asaya benzeyen ama uçlarına doğru genişleyen bir silindir ile tepesinde beş köşeli Yıldız biçimine benzeyen bir meteor parçası olarak dışarıdan bakıldığında küçük ve olağan bir yarışma ödülü gibi görünse de taşıdığı güç eşsizdi. Adamın ellerinde çok daha büyük bir parlaklıkla ışıldamaya başlayan emanet karşısında üç yetişkin de gözlerini kollarıyla siper etmek zorundalarken; sedyede artık çırpınmayan genç, ışığa aşık olmuş bir güve gibi gözlerini ondan ayıramıyordu. Sessizlikle birlikte uyguladıkları çözümün işe yarayışıyla rahat bir soluk alan ikili, emanetleri geri söndürüp Şifacı'ya verdikten sonra kadını gerisin geriye İhtiyaç Odası'na göndermişlerdi. Revirin kapısı kapandıktan hemen sonra kısa bir çığlıkla ağzını kapatan Vivienne, ne olduğunu anlamadığından çevresine bakınan Seherbaz'ı omzundan tuttuğu tek eliyle sarsarak yere doğru bakan korku dolu kendi gözlerine yoldaş aramıştı:
"Rayeharth! Rayeharth çocu-.. çocuğun gölgesine bak!"

Navigasyon

[0] Mesajlar

Tam sürüme git