Eurus Ares'e aşıktı ama bunu asla itiraf edemezdi. Ona aşıktı ama göz göze geldiklerinde karnında kelebekler uçuşmazdı. Ona aşıktı ve ne zaman yanında olsa kalbi huzur bulurdu. Ve çılgınlıkla dolup taşan zihniyle, kızın huzurlu bir kalbe ihtiyacı vardı. O bunu ona verdi ve Eurus bunu ancak onu terk ettiğini düşündüğünde fark edebildi.
Heyecanlı, nefes nefese kalmış birinci sınıflar Hastane Kanadında tedavi gören Ravenclaw'ın halini ortak salonda dönecek bir fısıltıyla anlattıklarında Eurus şöminenin karşısına oturmuş, İlyada'yı okuyordu. Yasak Orman'a girme aptallığını gösterebilecek tek bir Ravenclaw tanıyordu ve dudaklarından dökülen birkaç lanet sözcüğünün ardından zindanlardan ayrılırken zihni bomboştu. Kalbi, öte yandan, delicesine atıyor, göğsünden fırlamaya çalışıyormuşçasına kemiklerini sızlatıyordu ve koşmayı kesip nefeslenmezse Hastane Kanadındaki sevgilisine katılacağını haykırıyordu.
"İyi ama neden onu göremiyorum?" diye sordu. Yeri dövüyormuşçasına salladığı sağ ayağı ve alıp verdiği derin nefesler arasında, olur da öfkesi kendini yeterince belli edemez diye alnında bir damar atmaya başlamıştı; yüzünün geri kalanı mimiksiz, insanca hislere son derece uzakken alnı gerçek duygularını ele veren tek parçasıydı. Zindanlardan Hastane Kanadına kadar olan bütün yolu koşmuş, merdivenlerden çıkarken neredeyse uçmuştu (portrelerden biri ikişer - üçer çıktığı için fark etmediği merdiven değişimini aceleyle bağırmıştı) ve şimdi şifacıyı bile görmesine izin vermeyen bir cadı karşısında dikiliyordu.
"Bazı testler yapılıyor."
"Testleri yapan şifacıyla da görüşmek istiyorum."
"Görüşeceksiniz."
"Tanımadığım biri sevgilimin üstünde çalışıyor," dedi iğneleyici bir sesle. Şifacıyı tanıyordu. "Onunla konuşmaya hakkım var."
"Konuşacaksınız."
"Onu koyacağınız bölümü de görmek istiyorum."
"Göreceksiniz."
"Ve yapacağımı söylemeyi bırakın. Tam bir cümle kurun, Merlin aşkına!" Gecenin o saatinde koridorda biri kaldıysa bile Eurus'un bağırışından sonra yatakhanesine doğru koşuşturmuştu.
Genç kadın buna karşılık olarak göz devirdikten sonra yardımına ihtiyacı olup olmadığını sormak üzere şifacının yanına döndü, Eurus'un hemen peşine takıldığını fark edememişti tabii. "Hogwarts'tan mezun oldunuz mu?"
"Şifacı işini bitirmeden giremezsiniz!"
"Sadece düzgün bir okuldan mezun olup olmadığınızı merak ediyorum! Burası hastane kanadı İngiltere Gizli Servisi değil."
"Şifacı!" İçeri doğru seslenmişti, ama Eurus'u geri çekmek için bu basit hareketten fazlası gerekiyordu belli ki.
"Eminim düzgün bir diplomanız da yoktur, değil mi? Yoksa şifacı olan siz olurdunuz, ama hayır, burada onun kuyruğu gibi geziyor ve gerçekten bir şeyler becermeye çalışan öğrencilere patronluk taslıyorsunuz, bana kalırsa aşağılık- "
"Bakın, bunun sizin için zor olduğunu biliyorum ama şifacının işini bitirmesini beklemezseniz- "
"Ne? Ne yapacaksın?" Saygıyı boş vermişti, artık düpedüz çığlık atıyordu. "Burada seksen yaşındaki bir kadının işini bitirmesini beklemediğimde cezamın ne olacağını en küçümseyici ses tonunda duymak istiyorum. Bambu filizleri olacak mı? Yerde karanlık, derin bir delik peki? Veya ayak parmaklarımı kemiren fareler?"
Elli yaşını doldurmamış şifacı teslim olmuş bir ifadeyle kapıları açmak için tam da o anı seçti. "Korkarım yara izini- " Eurus, öte yandan, saatlerdir çatmayı bekleyen bir fırtına gibi, şifacıyı ezip geçti ve bilincine yeni yeni kavuşan Ares'in yanına doğru ilerledi. Ve gözleri biricik sevgilisini bulduğunda fırtına yerini hafif bir esintiye bırakmışçasına durakladı, dudakları titreyerek aralandı.
"Hassiktir."