[justify]Kehanet dersliğine çıkan bitmek bilmez merdivenleri çıkarken cübbesinde kızıl işlemeler bulunan dostu Gregory'le hararetli bir konuşma içerisindelerdi: "Bak Greg, şu kuleleri senelerce imanımız gevreyene kadar çıkacağımıza..." Sanki tüm bu süreç boyunca konuşuyor olmaları nefes nefese kalmalarında hiç pay sahibi değilmişçesine soluklandı kısa bir anlığına ve devam etti cümlesine. "...diyorum ki bir ara burayı süpürgeyle çıkalım. Çekinmeyip yapmamız lazım bunu bir ara!"
"Kısa fıkraymış", muhtemelen André'yi azıcık dahi tanıyan birisinin yegane tepkisi olurdu. Gerçi bir araya geldiklerinde ateşle barut gibi olan ikiliden böyle ihtimaller hiç beklenmez de değildi. Nitekim şatonun içerisinde süpürge kullanımını kısıtlayan bir yasağın şaka maka olmadığına dair uzun bir münakaşa ve beyin fırtınası, dersliğin kapısının eşiğindeki basamaklara gelmeleri ve derse girişteki sıkı denetim yüzünden sıkışan yaya trafiğinden ötürü duraksamalarıyla son bulmuş, apar topar icra edilen son dakika hazırlıklarına dönüşmüştü.
-André, bir baksana, kravatım düzgün mü ya?
-Dur şurasını düzelteyim... İyi dedin ama, sen de benimkine bir el atsana.
...
Profesör Urswick'in sıkı denetiminden yalnızca ufak birer dokunuşla geçen oğlanlar sınıfın ortalarına geçtikleri vakit bir müddet beklemek durumunda kalmışlardı ders için. Kadının kontrolleri ve dayakları bitmek bilmiyordu zira. Önündeki kehanet küresine bakarken "Peki ben neden mal gibi bu seçmeliyi alıyorum ki hala?.." diye iç geçiriyor, halihazırda keyifli geçeceğinden zerre ümidi olmayan dersin başlamasını daha da büyük bir can sıkıntısıyla bekliyordu.
Vakit geçmedi.
Profesör Yamashita'dan varlığını öğrendiği, origami denilen bir teknikle ilgileniyordu bir süredir boş vakitlerinde. Cebinden bir parça renkli parşömen çıkartıp şekil vermeye koyuldu, uzun uğraşı sonucunda minik bir kaplumbağa yaptı.
Vakit geçmedi.
Sınıfta herkesin doğru yerlere oturduğunu kontrol ederken profesörleri, asasıyla kaplumbağaya ufak bir tılsım fısıldadı ve şekilli parşömen, kamplumbağa hızında kürenin çevresinde turlamaya başlarken boş bakışlarla onu izledi.
Nihayetinde biraz vakit geçmiş olsa gerek ki ders, daha doğrusu ders sürelerini sömüren haftalık muhafazakar reisçi politika seansı başlayabilmişti. Gerçi bu sözler neyin nesiydi? Dönemin başında intihar eden üç kardeşten söz ediyordu. Cecilia ile pek tanışık olduğu söylenemezdi lakin Lorraine ile Rosalind sınıf arkadaşlarıydı. Neden intihar etikleri hakkında bir fikir sahibi değildi ama onlara terörist demek?.. Kararsızlığı bazen derslerde sorulan sorularda dakikalar yiyen yahut ağzından ancak cımbızla laf alınan o kızlara hele terörist demek?.. Bu kadın, altıncı sınıflara, yani intihar edenlerin beş yıllık sınıf arkadaşlarına bu vaazi geçtiğinin farkındaydı, değil mi? "Lacroix kardeşler terörist değildi!" diye bağırmak istedi. Yapamadı. Yoksun olduğu birçok vasıf vardı kumral saçlı oğlanın ve cesaret, bunların başta gelenlerinden biriydi. Gözleri seğirebildi yalnızca, bu beyanları daha fazla kaldıramayacağını hissetti.
Ayağa doğruldu karnını tutarak, rezalet bir yalancıydı lakin acı çeken yüz ifadesi rutin hayatında ne yazık ki gereğinden fazla bürünmüş olduğu bir ifadeydi. Yüzünü buruşturdu midesini üşütmüşçesine, profesörlerinin kendisine fazla fırça çekmemesini ümit ederek bakışlarıyla müsaade isteyip kapıya yöneldi. Bu ithamlara karşılık verecek cesareti yoktu belki, bu yaptığının bir tepki olduğunu da muhtemelen ne profesörleri ne de sınıftaki herhangi biri anlayacaktı. Muhtemelen "canı tatlı pısırık André mideciğini üşütmüş, uf olmuş" muamelesi görecekti. Lakin verebildiği yegane tepki buydu korkak oğlanın. Bunu yaptı...[/justify]