Dünya Ülkeleri > Fransa
Fransa Günlükleri: Neoklasisizmin Gölgesinde
(1/1)
André Harris:
Ağustos 1864, Carcassonne
Lisette köşkünün arka bahçesinde, sıkkın bir şekilde uzanmıştı rengarenk hezarenlerle bezeli çimenlerin bir köşesinde. Göğsünün üzerine, kendisine gölge yapan erguvan ağacının pembe yapraklarından iki tanesi konmuş; yerde uzanan oğlanla beraber tepelerindeki, biraz önce veda ettikleri ağacın yaprakları arasından göğü izliyorlardı. André'nin sağ elinde büyü kuramıyla alakalı çokça iç bayıcı hesaplama karalanmış ufak bir defter, sol elindeyse ucundaki son bir iki damla siyah mürekkebi altındaki çimenle kaplı zemine bırakmış bir tüy kalem vardı.
"Eh, sanatçı bir kişiliğin olmadığını biliyorum ama böylesine kendini soyutlamana şaşırdım."
Ansızın tepesindeki pembe yapraklarla arasına sarışın bir kız kafası girmiş ve yerdeki oğlanın korkuyla sarsılmasına, bu sırada iki elindeki iki eşyayı, göğsünün üzerinde sakince manzarayı izleyen erguvan yapraklarıyla beraber yere düşürmesine sebep olmuştu. Kendinden bir yaş büyük olan kız, pısırık kuzeninin bu kadar kolay korkmasından bir hayli eğlenmiş, neşeli bir kıkırtıyla omzundaki çantadan geniş, turkuaz bir örtü çıkartıp yere sermiş ve beyaz elbisesine yanındaki çocuğun beyaz gömleğine karşı davrandığının aksine dikkat ederek André'nin yanına yerleşmişti.
"Ee, dilini mi yuttun? Onlara eşlik etmediğin için bizimkiler sana iyi bir fırça kayacak gibi akşam yemeğinde, haberin olsun."
"Eski tablolarınız daha güzeldi. Bu yeni akım, neydi, neo... Ee..."
"Neoklasisizm."
"Hah, evet. Çok fazla insan var. Ne bileyim, tanımadığım insanların portrelerini evin duvarlarına asmış gibi geliyor."
Aimée, aldığı cevap karşısında muazzam bir kahkaha atmaktan alıkoyamamıştı kendisini. Bir iki saniye boyunca yalnızca gülmüş ve muhtelif jestlerde bulunmuş, ardından ancak söze girebilmişti.
"Şu vakte kadar neoklasisizme dair yapılmış en eğitimsiz fakat en doğru yorumu yapmış olabilirsin. Bunu annemin ya da annenin duyması ihtimalinde neler olacağını hayal bile edemiyorum ama..."
"André! Charlotte teyzen senin ömründen fazla yılını sanata ve inceliklerine adamış bir kadın. Otoriten olmayan konularda konuşman seni ancak kalitesiz gösterir! Nasıl bir centilmen olacaksın böyle davranırsan?"
Annesinin ses tonunu taklit ederek ufak bir azar provasında bulunmuş ve gülüşmüşlerdi karşılıklı. Bir an sonrasındaysa yüzü asılmıştı kumral saçlı oğlanın:
"Otoritem olmayan konuları yalandan sevmemi istemesini biliyor ama..."
"André, bunu böyle ifade..."
"Ama öyle Aimée. Yani bilmiyorum. Seni bizimkiler seviyor, Cecille'i de seviyorlar. Sevilesi insanlarsınız, tamam ama neden konu bana geldiğinde sürekli azar oluyor konu yani anlamıyorum."
"Beklentileri biraz... Spesifik."
"Lanet beklen... Özür dilerim, biraz moralim bozuldu da."
Kumral saçlarının yanında iyice kontrasta sebep olan bir kızıla döndü oğlanın yanakları. Özellikle anne tarafı akrabalarıyla her daim seviyeli bir ilişki içerisinde olurlardı. "Gerçek birer beyefendi ve hanımefendiler" misali... André için bu edalar, bu ortamda kullanılan ve kendisinden kullanması beklenilen dil her daim eğreti ve yapmacık idi. Düzgün davranmak, saygılı davranmak zaten özümsediği bir şeydi ama böylesine bir kasıntılık? Özellikle duyguları denklemin içerisine girdiği anlarda direkt bir çatlak veriyordu "beyefendi" ağzı oldum olası. Kuzeni Aimée yanında kısmen rahat olabildiği yegane kişiydi anne tarafında ama onunla da her daim bir mesafesi vardı. Özellikle aile içerisinde kız kardeşi gibi parmakla gösterilen, kendisinin de biraz örnek alması beklenen bir figür olması istemsizce bazı duvarları muhafaza etmesine sebep oluyordu.
"Önemli değil. Bazen oluyor istemsizce..."
"Senden bunu duymak biraz şaşırtıcı ama?"
Yanındaki sarışın kızın bir anlığına kaşları çatıldı. Bir pot mu kırmıştı az önce? Göz bebekleri çekinceyle irileşirken çatık kaşlı yüz kendini düşünceli bir tavra bırakmıştı. İki çift göz önce birbirine baktı, sonra Aimeé'nin yeşil gözleri yere, birbirleriyle çarpışmaya başlamış ayaklarının ucuna yöneldi söylemek üzere olduğu cümlelerin vereceği suçluluk duygusu ile.
"Eh, annemin her daim beni şımarttığını mı düşünüyorsun? Sizin yanınızda elbette ki biricik başarılı, tam bir leydi, hanım hanımcık kızıyım. Mesela geçtiğimiz dönem iki dersimden kaldım. Tabii siz sadece hangi derslerde başarılı olduğumu duyuyorsunuz. En azından Patrice teyze yalan söylemiyor..."
Parmakları birbiriyle çekingenliğini ifade edercesine oynarken mırıldandı kısık bir ses tonuyla:
"Bu aramızda kalacak..."
Ellerini açık mavi ve beyaz arası kat kat geçişleri olan elbisesinin uzun eteğine uzatıp dizine kadar yukarı çekti çekinceyle. İlk anda utangaç bir şekilde bakışlarını kaçıran André, ancak bir müddet sonra durumu fark etmiş ve geri çevirmişti gözlerinin odağını kuzenine doğru, bu sefer baldırına. Kızıl renkli uzun ince çizgilerle kaplıydı. Kamış izleri...
"Aimée... Sen... Charlotte teyze..."
"Bu, aramızda kalacak."
Anladığını ifade edercesine sessizce kafasını salladı beyaz gömlekli oğlan. Anladığı sadece bunun bir sır olduğu değildi, çok daha fazlasını ifade ediyordu bu kafa sallama. Bir anlaşma, dert ortaklığı, kabul ettikleri anlayış yoksunluğunun bir ilüzyon misali dağılışını ifade ediyordu. Ve belki o gün değil lakin o günden sonra Fransa'daki günleri iki kuzen için oldukça farklı geçecekti...
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git