17 Nisan, 2026 09:34:56 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Profesör, şey için gelmiştim...  (Okunma sayısı 121 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Profesör, şey için gelmiştim...
« : 04 Kasım, 2021 02:46:22 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Tarih: Haziran 1865

[justify]Haziranın son haftası gelmiş, Hufflepuff yatakhaneleri ve ortak salonu harıl harıl eşyalarını toplamayı son güne bırakan öğrencilerin koşuşturmalarıyla tam bir keşmekeşlik haline bürünmüştü, muhtemelen diğer tüm binalar gibi. André de yapmayı sevmediği işleri yapmayan veya son ana bırakmayı alışkanlık edinmiş biri olarak, pek farklı durumda değildi. Fakat aklını kurcalayan bir durum, bir handikap vardı normalde de özensiz yaptığı toplanma işini iyice savsaklayarak yapmasına sebep olan: Yetişmesi gereken bir yer. Bazı kıyafetlerini katlamadan, adeta valizinin içine fırlatarak yerleştirmiş ve o yılki yatakhane arkadaşlarına "Beyler, benim kaçmam lazım, kompartımanda bana yer ayarlayın," diyerek üzerinde krem rengi bir tunik ve bordo boyunbağı ile valizini peşinde sürüklemeye başlamıştı. Giriş kata çıkmış ancak bu katta bulunan tüm insanların aksine bahçeye değil, tam aksi yönde, üçüncü kata doğru yol alıyordu.

Tılsım dersliğinin ofis kapısının önüne geldiğinde bir duraksamış, derin bir nefes almıştı. Aklına gelen fikir, çok mantıklı ve geçen yıl neden denemediğini sorgulamasına sebep olacak nitelikteydi. Öte yandansa emin değildi bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden yahut olmasının mümkün olup olamayacağından. Konuşacağı kişinin kanaatine bağlıydı her şey nitekim. Öğrenmeninse tek yolu vardı. Elini kaldırdı, kapıyı tıklattı. Geç kalmamış olmayı ümit ediyordu. İçeriden gelen müsaadeyse nefesini rahatça vermesine sebep olmuştu kapıyı ittirirken.

"Merhaba profesör, umarım namünasip bir anda gelme-" ofisin halini gördüğünde istemsizce cümlesi bir an yarım kalmış ve gecikmeyle sonlanabilmişti: "-mişimdir..." Her daim muhtelif parşömenlerle, çalışma notlarıyla ve minderlerle dağınık olan oda an içerisinde adeta iki yüz elli yedi cinperi içeride salınmışçasına bir teröre uğramıştı. Çalışma notları minderlerin, süs eşyaları kitapların, muhtelif sihirli eşyalar çeşitli kutuların üzerinde ve düzenden alabildiğine uzak bir şekilde dağıtılmış vaziyetteydi. Öyle ki, bütün bu eşyaların böylesine düzensiz ve bir örüntü oluşturmaksızın yerleştirilebileceği yalnız bir şekil varsa şayet, o şekil özenle tercih edilmiş gibiydi odanın düzeninde. Açık sandıklara ve valizlereyse eşyalarını yerleştirmekle, daha doğrusu yerleştirmeye çalışmakla meşguldü uzun, düz saçlı kadın.

Kendisini karşılarken doğrulan cadı, asasının bir hareketiyle minderlerden birinin üzerini boşaltıp oturmasını işaret ederken söze girdi kumral saçlı oğlan: "Profesör, aslında buraya şey için gelmiştim..." Bir anlığına duraksadı, kavuşturduğu ellerinin başparmakları birbirleriyle adeta bir güreşe tutuşmuşken gözleri yerdeki halı zemini incelemeye başladı. Düşünce olarak her şey güzeldi ama iş gerçekten istemeye gelince tüm vücudunu sarmalamıştı çekingenlik. Bu tip bir şeyi karşısındaki cadıdan isteyebileceği tek şansı vardı muhtemelen hayatı boyunca. Ya reddedilirse? Belki de daha çok çalışmalı, daha çok profesörünün gözüne girmeyi denemeli ve bir sonraki sene istemeliydi. Doğru bir an mıydı ki? Bu kadar ayaküstü istemesi belki de baştan kendisini sıkıntılı bir duruma sokacaktı. Tüm bu düşünceler kafasını kurcalarken, kısa boylu kadının meraklı halleri ile silkelenmiş ve irice bir yutkunduktan sonra söze girmişti: "Şey, acaba siz, bu yaz tılsımlar konusunda çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Eğer düşünüyorsanız... Yanınıza beni çırağınız olarak alabilir misiniz?" Cümlesini bitirdikten sonra çekingenlikle kafasını yerden kaldırmış, dudaklarını birbirine bastırmış; yüreği yarı heyecan, yarı korkuyla sarmalanmış bir şekilde profesörüyle salise başı bozup yenilediği bir göz teması kurmaya başlayarak beklemeye koyulmuştu.
[/justify]
« Son Düzenleme: 08 Kasım, 2021 23:13:07 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »

Çevrimdışı Mirabella Yamashita

  • Hogwarts Profesörü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 980 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabella Yamashita
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Duygu
  • Meslek: Tılsım Profesörü
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 26
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Profesör, şey için gelmiştim...
« Yanıtla #1 : 05 Kasım, 2021 20:33:54 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Aklında çeşitli düşünceler uçuşur ancak bunların hızına kendi bile yetişemezken tamamen ezbere hareketlerle odasını topluyordu Mirabella Yamashita. Top olarak toplama denilemezdi buna gerçi: Eline geçen şeyi en alakalı kutu ya da sandığa sözde bir özenle yerleştirip en yakınındaki başıboş nesneye, parşömene ya da 'şey'lere uzanıyor, iki saniyelik bir düşünme sürecinin ardından aynı ritüeli onun için de gerçekleştiriyordu.

Acele etmesi gerekmiyordu aslında hiç mi hiç. Sonuçta okul şu anda kapanıyor olsaydı bile sonrasında gelip ihtiyacı olan ne varsa alabilirdi şimdilik. Müdireye sık sık gelenler gelirdi ve ne zaman deli saçması bir kural koyacağını Merlin bile bilemezdi. Ne malumdu bir saate tüm okulu 41 gün 23 saat 52 dakikalığına karantinaya almayacağı? Ya da aksine, herkese çıkması için 2 dakika verip 1 eylüle kadar kimsenin burnunu bile şato arazisine sokamayacağını da söyleyebilirdi. Yooo, Bella çok savsaklamıştı bu toparlama işini ve eğer körü bir sürprizle karşılaşmak istemiyorsa daha da acele etmeliydi.

İşi hızlandırmak adına bir eline asasını geçirmiş boştaki eliyle de bulduğu her şeyi bir yere fırlatırken kapının çalmasıyla kalbi tekler gibi oldu. Tılsımlarda ustalaşmak uğruna hayatı çeşitli mücadelelerle, sihirli yaratıklarla, tehlikeli tılsım ve lanetlerle geçen bu kadının son 3 yıldırki en büyük korkusunun habercisi miydi bu ses? Proseför Bates tarafından hemen şatoyu herkesin terk etmesi için yollanmış bir ev cini?

Derin bir nefes alıp; "Dozou," diye seslendi kapının arkasındaki cisimsiz misafire. Uysal bir itişle açılan kapının ardından giren krem rengi tunik ve valiz tıkırtısının varlığı yüzünde doğal gelişen içten bir gülümseme oluşturdu. Biricik öğrencisi André Harris, karşısında 3 yıldır hala tam atamadığı çekingen adımlarla ofisine, daha doğrusu ofisine çok benzeyen savaş alanına ilerliyordu. Okulun son günü, son anı onu buraya getiren tam olarak neydi acaba? Ucu boynundan sarkmış boyun bağına ve valizinin tam kapanmayan fermuarından fırlayan gömlek yenine bakılırsa buraya ani bir kararla gelmişti genç çocuk. 'Belki aklına gelen bir deney fikri hakkında fikir almak için gelmiştir ve bunu yüz yüze yapmak daha doğru gibi gelmiştir,' diye geçirdi aklından, rahatça konuşabilmesi adına her zamanki minderlerinden birinin üzerini boşalttı ve buyur etti çocuğu.

Sabırla konuşmaya başlama çabasını izledi Harris'in. Bunca yıllık aradan sonra artık aklına gelen fikirleri büyük bir heyecanla anlatır olmuştur çocuk kendisine. Sabırla ve merakla ağzında lafı gevelemesini izledi, en sonunda da baklayı ağzından çıkardığında kocaman sırıtıverdi cadı. "Doğrusu başka bir dalda çıraklık istediğini düşünmeye başlamıştım Harris," dedi çocuk üzerine yönelttiği yarı eğlenir yarı dalga geçer bakışlarla. "Eh, sanırım geç kalmadın ama henüz. En azından mezuniyeti beklemedin değil mi?" Yüzündeki gülümsemeyi arttırıp öğrencisi gelmeden önce yaptığı işe devam etti bir yandan asasıyla. Öte yandan gözlerini çocuktan hiç ayırmamıştı ve muzip bakışlarının ardından keskin gözlerle André'yi inceliyordu. Bu yaz  için planları vardı kadının, doğrusunu söylemek gerekirse bir sürü planı vardı. Ne kadarı 5. sınıfı yeni bitirmiş bir öğrenci için uygun olurdu bilmiyordu ancak karşısındaki gibi bir potansiyeli de olası birkaç tehlike yüzünden harcamayı hiç mi hiç istemiyordu.

"Pekala Harris, bu yaz seni birkaç araştırmam için çağırabilirim sanırım. Şimdiden söylemeliyim, senin de bildiğin gibi en tahmin edilebilir tılsımın ardından bile kullanıcısına bağlı bilinmezlikler çıkar. Tüm bu görevler süresince kişisel güvenliğini her şeyin önünde tutacağına söz verdiğin sürece asistanım olabilirsin bu yaz." Sesinin düşündüğü kadar ciddi çıkmadığını ümit etti, şimdiden gözünü korkutmak istemiyordu öğrencisinin. Ancak bir yandan da olası tehlikelerin bilincinde hareket etmeliydi. Yüzündeki ciddi bakışı ani bir gülümsemeyle bozdu kadın, sağa sola eşyaları dağıtıp odasını toplamaya devam etti André'nin cevabını beklerken.

Çevrimdışı André Harris

  • Hufflepuff
  • 9. Seviye
  • İleti: 49
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To André Harris
  • Güç Puanı: 33
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Turbo Nezir
  • Meslek: Hogwarts VII. Sınıf
  • Hogwarts Binası: Hufflepuff
  • Biçim Değiştirme Gücü: 30
  • Lanet Gücü: 10
  • Tılsım Gücü: 40
  • İksir Kabiliyeti: 1
  • Özel Yetenek: Asasız Büyü, Seviye 2
  • Travma: En Büyük Hayal Kırıklığı
Ynt: Profesör, şey için gelmiştim...
« Yanıtla #2 : 06 Kasım, 2021 14:15:36 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Birçok hayalinin, gelecek planlarının an içerisinde bağlı olduğu malum onayı veya reddi verecek dudakların uçlarının neşeyle yukarı kalkışı, adeta birkaç saniyelik belirgin bir vakit almıştı kumral saçlı oğlan için. Heyecanla irileşmeye başladı gözleri bu süre içerisinde, işittiği ilk cümle neticesinde kendi yüzünü de neşe sarmaladı. İkinci cümleyse... Yanaklarının, boyunbağıyla aynı renge bir hayli hızlı bürünmesine sebep olmuştu.

"Şey, profesör; açıkçası biraz... Bilmiyorum, aslında sanırım... Son notlar açıklanmadan evvel size bunu sormak istemedim, son sınavda ne kadar iyi yaptığım konusunda emin değildim, sonrasında açıklandı ama yine de..." Hızlıca kafasını salladı sanki bu hareketi az önceki tüm gevelemelerini unutturacak, uzay-zamandan silecekmişçesine. Sonrasında dudaklarında yediği haltı kabullenen yarı utangaç bir gülümsemeyle tekrar söze girdi: "Evet, biraz geç kalmış olabilirim tabii... Ama profesör, kabul ettiğiniz için çok teŞEK-" Ses telleri, heyecan ve ergenliğin etkisiyle bir anlığına kaymış ve hayatında ilk defa eline keman alan bir aceminin sebep olduğu yüksek tonlu ve melodiklikten alabildiğine uzak gürültüye benzer bir ses çıkartmıştı. Bir anlığına utanç ile durmuş olsa da sonrasında gülmekten kendini alıkoyamamış, biraz önce aldığı onayın heyecanı ve garip anın komikliğine bırakmıştı kendisini. Normal koşullarda şu anda utançtan yerin dibine girmiş olurdu genç Hufflepuff fakat Profesör Yamashita farklıydı. Yanında rahat hissedebildiği, paylaşımda bulunabildiği; kendisini İngilizcesiyle yapabileceğinden daha iyi ifade edebildiği "tılsım" dilini paylaşabildiği yegane insandı zira. "Şey, teşekkür ederim efendim... Açıkçası... Ne diyeceğimi tam bilemiyorum ama çok teşekkür ederim."

Eşyalarını toplamasına cevap vermek için es veren cadının söylediklerini can kulağı ile dinledi genç "stajyer". Neşeli yüzü, ciddi konular konuşulmaya başlandığı anda ciddileşmeye, sorgulamaya, biraz da çekinmeye başlamıştı kendisi farkına bile varamadan. En belirgin özelliklerinden, rezalet bir yalancı olmasına sebep olan, ruh halini naklen dışarı aktaran yüzü iş başındaydı. Kafasını yavaşça, anladığını belli eder şekilde aşağı yukarı salladı. Karşısındaki simanın ansızın gülümsemeye başlaması ve eşyalarını toplamaya dönmesi sonrası iki, üç saniyelik ufak bir süre cümlelerini toparladı önce. Fazla oyalanmadansa söze girdi: "Anlıyorum efendim. Evet, yani Spongify yaparken bile kafamı yardığımı düşünürsek özellikle..." Bunu gülümseyerek söylemişti lakin o olayı düşünmesi, başının arkasından yayılan ve ense tüylerinin diken diken olmasına sebep olan bir ürpertiyle sarmalanmasına sebep olmuştu bir anlığına. Ufak bir yutkunmanın ardından devam etti konuşmaya: "Ne isterseniz profesör, talimatlarınıza kesinlikle uymaya çalışı... Uyarım." Gözü bir anlığına havada büyüyle süzülüp valizin yolunu tutan eşyalara takılmış lakin uzun sürmemişti bu dikkat dağınıklığı. "O zaman şey... Tam olarak nasıl çalışmalar yaparız efendim? Ayrıca yanınızda ne kadar süre çalışmamı istersiniz? Bir ay yapan da çok oluyor ama eylüle kadar da çalışabilirim, şey, yani... İsterseniz..."

Kısa açıklamanın ardından dikkati ansızın dağılmış, elini hızlıca cebine atıp babasının verdiği gümüş köstekli saati çıkartmıştı. Gözleri irileşmiş bir şekilde "Tren! Aaa, profesör, benim trene yetişmem gerekiyor, düşündüğümden fazla vakit... Çok, çok özür dilerim apar topar oldu ama müsaadenizle..." diyerek doğrulmaya başladı. Bir iki adım atacak oldu ki son bir kez arkasını döndü. "Tekrar çok, çok teşekkür ederim profesör," deyip yeniden çıkışa yönelecekti ki aklına gelen son soruyla yine terk eyleyemedi ofisi: "Ee, bu arada, ben, şey, ne zaman başlayayım, nereye geleyim efendim?.."[/justify]
« Son Düzenleme: 08 Kasım, 2021 23:12:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: André Harris »

Çevrimdışı Mirabella Yamashita

  • Hogwarts Profesörü
  • 3. Seviye
  • İleti: 8
  • 980 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Mirabella Yamashita
  • Güç Puanı: 61
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Duygu
  • Meslek: Tılsım Profesörü
  • Cemiyet: Attar Hür Kahinler Cemiyeti
  • Biçim Değiştirme Gücü: 10
  • Lanet Gücü: 15
  • Tılsım Gücü: 26
  • İksir Kabiliyeti: 2
Ynt: Profesör, şey için gelmiştim...
« Yanıtla #3 : 30 Mart, 2022 10:07:29 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Her ne kadar bir itiraz beklemiyor olsa da öğrencisinden, umarsız görünen bir tavırla devam ettiği eşya düzenleme işinin arkasında deyim yerindeyse 'nefesini tutmuş' bir şekilde bekliyordu cevabı Bella. Dediklerinde ciddiydi; beklenmedik riskler, zincirleme kazalar silsilesine neden olacak hatalar her zaman için vardı bilinmeyen tılsım incelemelerinde. Büyü, uçsuz bucaksız bir evrendi ve tıpkı evrenin kendisi gibi gelişmeye ve büyümeye de günden güne devam ediyordu. Bu gelişmeyi de, eh, kendi çıkarlarına kullanacak birileri her zaman olacaktı.

"Evet, özellikle spongify'ı unutma Harris. Denenmediği denemeyi, ne kadar uçuk olsa bile her fikri uygulamayı ne kadar desteklediğimi biliyorsun. Tadashi! Yalnız ve yalnız kontrollü ortamda, dış zararın sıfıra indirgendiği koşullarda geçerli bu durum. Yani gakkou. Yani okul." Kaşlarını uyarırcasına kaldırmış, tane tane söylemişti sözlerini. Gerçi, şu anda nedeni bilinmeyen bir sebeple geçmişte çeşitli yerlerinden yakılmış ve üzeri troll sümüğü kaplı bir parşömene bakıyordu bunları söylerken ama yine de parşömen bile dikkatle dinliyor gibiydi. " İncelemelerimizi yaparken de genç zihnine akın eden binbir farklı düşünceyi duymak isterim elbet," diye ekledi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle. Bu gülümseme de acayip tıslamalar çıkartan bir süzgece ithafen yapılmış gibiydi kadının suratının dönük olduğu yere bakılırsa eğer. Ama André ne bu gülümsemenin ne de kaldırdığı kaşlarının o nesnelere olmadığını bilecek kadar kadınla vakit geçirmişti.

Tıslayan süzgeci dosdoğru bir kutuya fırlattı, kutunun kapağı derhal kapanıp hafif bir coss sesinin ardından sessizliğe büründü. Bu ufak olaya dalmış kadın hafif bir silkinmeyle konuşmaya devam etti. "Ha, ne diyordum? Yaratıcılık, ilham, hayal gücü... Sınırlarla karşılaşmamış bir yetenek şüphesiz benim köreltilmiş fikirlerimden daha parlak savlar ortaya atacaktır." Bu sefer, doğrudan sarı cüppeliye dönüp kocaman bir gülümseme hediye etti.

Tam ağzını açıp stajın ne kadar süreceği sorusuna cevap vermek üzereydi ki treni aklına gelen çocuğun sözleri ve tanıdık paniği engel oldu kadına. Eğlenir bir ifadeyle dinleyip izledi bu sahneyi. Anlık bir son buluş yaşadığında ise telaş anı derhal söze girdi. "Şartlarımı, ki bir taneydi, kabul ettiğine göre şu andan itibaren başladın Harris. Nereye geleceğini, nasıl geleceğini ben sana bildireceğim. Ne kadar süre stajyer olacağınsa tamamen sana kalmış: Bırakıyorum dediğin an staj biter. Şimdi; iku, ailene gecikmek istemezsin." Asasını kapıya doğrultup açtı, ardından yeni stajyeri daha yanıt veremeden arkasından bir rüzgar çocuğu dışarı doğru iteleyiverdi. Kapı da derhal kapandı. Genç ama aslında artık çok da genç olmayan cadı öğrencisinin sahip olduğu heyecana ve coşkuya gülümser halde bir süre kaldı. Asası, görevini yerine getirip Andrè'nin hızla çıkmasını sağladıktan sonra belinde duran ellerinden birindeydi. Aniden Bella da çıkanı aratmayacak bir panikle odasını toparlamaya geri döndü. Müdirenin sağı solu belli olmazdı, stajyeri için daha sonra da heyecanlanabilirdi.