[justify]Birçok hayalinin, gelecek planlarının an içerisinde bağlı olduğu malum onayı veya reddi verecek dudakların uçlarının neşeyle yukarı kalkışı, adeta birkaç saniyelik belirgin bir vakit almıştı kumral saçlı oğlan için. Heyecanla irileşmeye başladı gözleri bu süre içerisinde, işittiği ilk cümle neticesinde kendi yüzünü de neşe sarmaladı. İkinci cümleyse... Yanaklarının, boyunbağıyla aynı renge bir hayli hızlı bürünmesine sebep olmuştu.
"Şey, profesör; açıkçası biraz... Bilmiyorum, aslında sanırım... Son notlar açıklanmadan evvel size bunu sormak istemedim, son sınavda ne kadar iyi yaptığım konusunda emin değildim, sonrasında açıklandı ama yine de..." Hızlıca kafasını salladı sanki bu hareketi az önceki tüm gevelemelerini unutturacak, uzay-zamandan silecekmişçesine. Sonrasında dudaklarında yediği haltı kabullenen yarı utangaç bir gülümsemeyle tekrar söze girdi: "Evet, biraz geç kalmış olabilirim tabii... Ama profesör, kabul ettiğiniz için çok teŞEK-" Ses telleri, heyecan ve ergenliğin etkisiyle bir anlığına kaymış ve hayatında ilk defa eline keman alan bir aceminin sebep olduğu yüksek tonlu ve melodiklikten alabildiğine uzak gürültüye benzer bir ses çıkartmıştı. Bir anlığına utanç ile durmuş olsa da sonrasında gülmekten kendini alıkoyamamış, biraz önce aldığı onayın heyecanı ve garip anın komikliğine bırakmıştı kendisini. Normal koşullarda şu anda utançtan yerin dibine girmiş olurdu genç Hufflepuff fakat Profesör Yamashita farklıydı. Yanında rahat hissedebildiği, paylaşımda bulunabildiği; kendisini İngilizcesiyle yapabileceğinden daha iyi ifade edebildiği "tılsım" dilini paylaşabildiği yegane insandı zira. "Şey, teşekkür ederim efendim... Açıkçası... Ne diyeceğimi tam bilemiyorum ama çok teşekkür ederim."
Eşyalarını toplamasına cevap vermek için es veren cadının söylediklerini can kulağı ile dinledi genç "stajyer". Neşeli yüzü, ciddi konular konuşulmaya başlandığı anda ciddileşmeye, sorgulamaya, biraz da çekinmeye başlamıştı kendisi farkına bile varamadan. En belirgin özelliklerinden, rezalet bir yalancı olmasına sebep olan, ruh halini naklen dışarı aktaran yüzü iş başındaydı. Kafasını yavaşça, anladığını belli eder şekilde aşağı yukarı salladı. Karşısındaki simanın ansızın gülümsemeye başlaması ve eşyalarını toplamaya dönmesi sonrası iki, üç saniyelik ufak bir süre cümlelerini toparladı önce. Fazla oyalanmadansa söze girdi: "Anlıyorum efendim. Evet, yani Spongify yaparken bile kafamı yardığımı düşünürsek özellikle..." Bunu gülümseyerek söylemişti lakin o olayı düşünmesi, başının arkasından yayılan ve ense tüylerinin diken diken olmasına sebep olan bir ürpertiyle sarmalanmasına sebep olmuştu bir anlığına. Ufak bir yutkunmanın ardından devam etti konuşmaya: "Ne isterseniz profesör, talimatlarınıza kesinlikle uymaya çalışı... Uyarım." Gözü bir anlığına havada büyüyle süzülüp valizin yolunu tutan eşyalara takılmış lakin uzun sürmemişti bu dikkat dağınıklığı. "O zaman şey... Tam olarak nasıl çalışmalar yaparız efendim? Ayrıca yanınızda ne kadar süre çalışmamı istersiniz? Bir ay yapan da çok oluyor ama eylüle kadar da çalışabilirim, şey, yani... İsterseniz..."
Kısa açıklamanın ardından dikkati ansızın dağılmış, elini hızlıca cebine atıp babasının verdiği gümüş köstekli saati çıkartmıştı. Gözleri irileşmiş bir şekilde "Tren! Aaa, profesör, benim trene yetişmem gerekiyor, düşündüğümden fazla vakit... Çok, çok özür dilerim apar topar oldu ama müsaadenizle..." diyerek doğrulmaya başladı. Bir iki adım atacak oldu ki son bir kez arkasını döndü. "Tekrar çok, çok teşekkür ederim profesör," deyip yeniden çıkışa yönelecekti ki aklına gelen son soruyla yine terk eyleyemedi ofisi: "Ee, bu arada, ben, şey, ne zaman başlayayım, nereye geleyim efendim?.."[/justify]