Dünya Ülkeleri > Birleşik Krallık
Bitmeyen Bir Umut
(1/1)
Lorraine Briar Lacroix:
[justify]
Tarih: Temmuz 1865
Güneşli bir günde yürüyüşe çıkmıştı genç kız. Temmuz ayının çoğunun güzel hava olarak tanımlayacağı bir günüydü. Lorraine’e göreyse kâbus gibi bir havaydı. Tüm bir yaz boyunca kapalı alanlarda kalmaya çalışıyor olmasının sebebiydi böyle günler. Bugün de aslında pek değişen bir şey yoktu. Yazdan hâlâ nefret ediyordu. Güzelliklerine âşık olduğu çiçeklerin kokuları onu boğuyor, dışarda oynayan çocukların sesi başını ağrıtıyor, sokak köşesinde konuşan kadınların kahkahaları sinirlerini bozuyordu. Ve o neden dışarı çıktığını tam da bilmiyordu.
Yürüyüşleri hiç sevmezdi, gitmesi gereken bir yer de yoktu. Evde çok durduğundan hava alsın diye dışarı atan da olmamıştı. Ama zorunda olmamasına rağmen sabah apar topar çıkmıştı evden. Kahvaltısını yarım bırakmış arkasından kimden geldiğini umursamadığı nereye gittiği hakkında olan soruya cevap bile vermeden kapıdan çıkmıştı.
Havanın sıcaklığını uzun zamandır dışarı adım bile atmadığından bilmeyen genç kız tabii şemsiyesini almayı unutmuştu. Şemsiyesini en çok işine yarayacak günde unutmuştu. Ve kavurucu yaz sıcağı altında kafasındaki şapkası genç kızı pek de koruyamıyordu. Hatta güneş altında dura dura o da yanıcı bir madde olma yolunda gidiyor gibiydi. Şapkasından saçlarına oradan da tenine değen sıcaklıktan anlayabiliyordu bunu. Bu yetmiyormuş gibi korsesi ve teni arasında kalan bez parçası uzun süredir yürüdüğünden içerde katlanmış ve rahatsız edici bir hal almaya başlamıştı. Korsesini giyerken biraz daha vakit harcasa böyle bir sorunu olmazdı tabii, fakat hızlıca çıkmak istemişti evden.
Bugün evde durma düşüncesinin onu niye bu kadar rahatsız ettiğini bilmiyordu. Sabah kalktığında kendini sıkışmış hissetmişti. Sanki odasının duvarları üzerine doğru geliyor, kızı eziyordu. Alışık olduğu bir durumdu bu.
Şu son günlerde evde zaten hep boğuluyor gibi hissediyordu. Geçen yaz bunu odasından çıkmayıp kendini rahatlatmaya çalışarak çözmeyi denmişti hep. Fakat artık yalnız kalması bile Lorraine'i rahatlatamıyordu. Tabii zaten evde kardeşleri ile ne kadar yalnız kalabileceği tartışılırdı. Evin boş bir odasına girip rahatlamaya çalışması hep birinin içeri girmesi veya onu çağırması ile sonlanıyordu. Ama uzun süre yalnız kalabilse her şey düzelecek miydi ki? O uzunluğunun ne kadar olması gerektiğini bile bilmediği, fakat fazlasıyla ihtiyaç duyduğu süre geçse kendisinde yeniden ayağa kalkmasına yetecek enerji bulabilecek miydi? Peki bir şey değişecek miydi yeniden ayağa kalksa? Her şey düzelecek miydi sanki yeniden çabalasa?
Soruların hepsine içinden güçlü bir ses hayır cevabını verse de her şeyi öylesine köşeye atamıyordu. Ama hayır yanıtını değiştirmek için adım da atmıyordu. Karanlık günlerinin sonunun aydınlığa çıkacağı üzerine saçma bir umudu vardı. Fakat bu düşüncenin peşinden koşamayacak kadar da korkaktı. ‘Çabalarıma rağmen yine düşersem, bu sefer ayağa bile kalkamazsam ne olacak. Yenilgiyi yeniden kaldırabilecek gücüm var mı?’
Ufak tepenin üstündeki meşe ağacının altına gelmesi ile adımlarını durdurdu. Tanıdık ağacın altına yavaşça oturdu. Kendisine rahat bir pozisyon bulmaya uğraşmadan başını ağrıtan bahar kokularını içine çekti. Sırtını ağaca yaslayıp gökyüzüne baktığında sabahki maviliğin kalmadığını görmesiyle gülümsedi genç kız. O çok sevdiği hayal okyanusunun derinliklerine dalarken düşünmeden edemedi. Kendini gerçekleşmesi için çabalamadığı bu boş umutlarla daha ne kadar kandırabilecekti?[/justify]
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git