İngiltere Büyücedünyası > 1865-1866 Eğitim Öğretim Yılı
VI. Kompartıman
(1/1)
Locomotor:
Sıradan bir kompartımandır.
Mirabelle Starlight:
Uyarı: Bu rp, küfür ve hassas şeylerin bahsini içermektedir.
Apollon'la gülüşe gülüşe maziden konuşurlarken oturduğu yerin hizasındaki pencereden hızla koşarak giden birini gördü. Gördüğü kişi, gözlerini kollarına silerek kompartımanlardan birine koşan Michael'dı. Kaşları çatıldı istemsizce. Yine birisi bir şey mi yapmıştı bu çocuğa?
"Polly, çok özür dilerim ama gitmem gerek. Belki geri gelirim bilmiyorum ama minnak bir işim çıktı, kusura bakma. Muah!"
Çocuğun yanağına bir öpücük kondurduktan sonra seri adımlarla Michael'ın peşinden gitmeye başladı Mirabelle. Gittiği tarafa göre beş, altı ya da yedinci kompartımana girmiş olması gerekiyordu. Her birine tek tek girerek çocuğu aramaya koyuldu. Ayakkabısının topuklarının yere çarparak çıkarttığı yüksek 'tak! tak! tak!' sesleri, uyuyan veya sessizce kendi kendine takılan öğrencileri rahatsız ediyordu anca yapacak bir şey yoktu, birini arıyordu sonuçta. Beşinci kompartımanı didik didik etmesine rağmen bulamadı çocuğu. Vakit kaybetmeden altıncı kompartımana alacaklı gibi daldı.
"MİİİİİİİİCHAAAAEEEEL!" diye bağırarak bulmayı umut ediyordu ve buldu da. Zavallı çocuk, kıyıda köşede bir yere geçmiş, bacaklarını da kendine çekmiş, sessizce ağlıyordu. Mirabelle'in anaç tarafı istemsizce tekrardan uyandı ve iç sesi 'Evlat edin! Evlat edin! Bu çocuğu evlat edin!' diye bağırmaya başladı. Hızlı ama bir o kadar da sakin bir şekilde genç büyücünün yanına oturdu. Karşısındakinin gözleri kendine dönünce tatlı tatlı gülümsedi ve çocuğun gözyaşlarını silerken sordu, "Bir tanem sen neden ağlıyorsun? Biri yine bir şey mi yaptı sana?"
Duymak istemediği cevabı almıştı. Evet, yine zorbalığa uğramıştı Michael! Yumuşak tutmaya çalıştığı ifadesi istemsizce bozuldu, kızgın bir ifade aldı yerini. Sarı saçları sanki yavru bir kediyi okşuyormuşçasına severken arkadaşının derdini dinledi, olan biteni öğrendi. Suçlu, tabii ki de yine bir Slytherin öğrencisiydi! Ayrımcılığı sevmeyen Mirabelle'in yaptığı tek ayrımcılık buydu işte; Slytherin'le ilgili her şeyden tiksiniyordu. Arkadaşını ağlatanın da sümüklü bir yılan olması hiç şaşırtmamıştı kızı. Michael olayı anlatmayı bitirdiğinde kız sakinliğini korumaya çalışarak bildirdi, "Anladım. Benim minnak bir işim var, beş dakikaya geliyorum tamam mı?"
Ve çocuktan gelen onaylayıcı mırıltıyla birlikte yerinden fırlayıp David'i bulmaya çalıştı. Kompartımandan çıktığı an bütün treni ve peronu inletecek bir sesle çığırdı, "DAVİD, HER NEREDEYSEN SENİ BULUP BAĞIRSAKLARINDAN TAVANA ASACAĞIM ADİ PUŞT!"
Neyse ki bulması zor olmadı çocuğu. Çünkü David, o sırada Mirabelle'in daha yeni çıkmış olduğu kompartımana doğru geliyordu. İğrenç bir yeşille süslenen cübbeli çocuğu gördüğü an kızın gözlerinden ateş çıktığına çevredeki herkes yemin edebilirdi. Pis yılanın yakasına yapışıp sertçe duvara vurdu, sarsmaya başladı.
"Siktiğimin poşet suratlı piçi, ben seni daha kaç kez dövmeliyim ki Michael'la uğraşmayı bırakasın? İlla derini yüzüp Ravenclaw Ortak Salonu'nun halısına mı çevireyim seni, ha? Gözlerini oyuncaklara mı takayım, dişlerinden kolye mi yapayım istiyorsun? Ne geçiyor ulan eline, biriyle alay edip dışlayınca ne kazanıyorsun?" bağırarak konuşurken birdenbire çocuğun bacak arasına tüm gücüyle bir tekme geçirdi. Acıyla birlikte iki büklüm olmasından faydalanarak dizini sertçe karın boşluğuna geçirerek öksürmeye başlamasını sağladı. İyice bükülen sarışının saçını tutarak başını kaldırdı. "Madem insanları dışlıyoruz ve onlarla alay ediyoruz, neden ben de senin ezikliğin konusunda aynı şeyi yapmıyorum? Daha basit bir biçim değiştirme büyüsü veya tılsım bile yapamayan piç gelmiş o çok kıymetli safkanlığıyla övünüyor. Ee, madem o kadar büyücüsün, neden birinci sınıfların yaptığı büyüleri yapamıyorsun? Ezdiğin Michael gayet iyi oysaki..." dedi, güldü. Asasını çıkarıp ucunu çocuğun çenesinin altına yaslayarak zorla kendine baktırdı. "Yapamadığın biçim değiştirme büyülerini kullanarak seni böceğe veya saçma sapan bir eşyaya dönüştürmemi ister misin? O zaman oksijen ve mekan israfı olmayı bırakır ve bir işe yarayabilirsin."
Çocuğun ifadesi korkmuş bir hale bürününce Mirabelle kıkırdadı. Çünkü Mirabelle'i tanıyan herkes bilirdi ki bu dediğini yapmaktan zerre çekinmezdi, büyük bir zevkle çocuğu solucan yapıp ezebilirdi. Eline tükürdü ve tüm gücüyle karşısındaki sürüngenin suratına bir güzel tokat yapıştırdı. Çıkan 'Şlak!' sesi, tüm ortamda yankılandı. "Bir daha seni Michael'ın yakınlarında görmeyeyim, tamam mı? Yakışıklı çocuksun, kendini düzeltirsen belki sana yürüyebilirim bile. Hadi iyi yolculuklar şekerim." dedi, el salladı ve hoplaya zıplaya kompartımana girdi. Çıkarken sahip olduğu tüm sinir, stres, hepsi yok olmuş, yerini rahatlık ve mutluluk almıştı. Parlak gülümsemesiyle Michael'ın yanına geldi, sımsıkı sarıldı.
"Tamam, devam edelim. Ay dur hayır, ağlamaya devam etmeyelim dur!"
Michael Throd Sigurðsson:
Annesine son kez sarılırken içinde anlamsız bir huzursuzluk oluşmuştu Michael'ın. Annesinin sıcacık kollarından ayrıldı ve boş bakışlarını trene dikti. "Görüşürüz anne." Bavulları bagaj vagonuna giderken yanında babasının ona 'benden sana küçük bir hediye' diyerek verdiği orta boy bir deri çantası vardı sadece. Trene binince etrafına bakınırken sırtı birden duvara çarptırılmıştı
"Selaaaaam!!" Michael'in duyduğu ses içindeki huzursuzluğun daha da artmasına yetmişti. "Bakın kiminle karşılaştım! Yeteneksiz Michael... Kanı bozuk birinin yetenekli olmasını bekleyemezdim zaten de..." Michael kulağına dolan laflarla kaşlarını iyice çatmış ve David'i sertçe ittirmişti. İçinden dolan gözlerine lanetler okurken David'in gözlerinin içine bakmaya başladı. "Bana. Yeteneksiz. Demeye. Hakkın. Yok. Kimin yeteneksiz olduğunun f-"David sinirle göğüsünden ittirince yere yapışmıştı Michael. Çocuğun eski günlerdeki gibi kendisine saldırmasına izin vermeden ayağa kalktı. Son kez David'in iğrenç yüzüne bakıp, bir yandan ağlarken altıncı kompartımana doğru ilerledi. İnsnaların bakışlarını umursamadan köşede bir yere geçti ve dizlerini kendine doğru çekerek ağlamaya devam etti. Bunları yaşamaktan çok bıkmıştı.
Bu yıl Hogwarts'ta altıncıyılıydı ve altı yıldır hep dalga geçilen taraf olmak onu çok sıkmıştı. Sessizce ağlamaya devam ederken duyduğu "MİCHAEEEEEEEL!" diye bir bağrışla kafasını kaldırdı. Birkaç dakika sonra yanına Mirabelle gelmişti. Kızın sorduğu soruya pek cevap vermek istemese de Mirabelle daha önce de ona zorbalık yapanların hakkından geldiği için - tanımaları böyle olmuştu- istemeye istemeye David'in ona zorbalık yaptığını ayrıntı vermeden anlattı. Kızın yüzüne beliren kızgınlık ile yutkundu ve daha da ayrıntı vererek anlattı olayı. Mirabelle'in 'minnak bir işim var' demesine karşılık kafasını salladı. Daha önce de gördüğü için kızın neler yapacağını az da olsa tahmin edebiliyordu. İç çekti ve kafasını dizinin üzerine koyduğu koluna yasladı. Bir yandan uğradığı zorbalıkla onun kalbini sızlatırken, bir yandan da babasını son kez görememenin acısını yaşıyordu. Mavi gözlerinden yeniden gözyaşları akmaya başlarken, bu sefer zorbalık olaylarından değil babasına olan özleminden ağlıyordu. Babası dışarıya çok çıkmadığı, hele büyücülerin olduğu ortamlara pek girmediği için onu son kez görmeye gelmemişti. "Çocuk değilsin Michael, ağlama." diye mırıldandı ve Mirabelle'in gelmesini beklemeye başladı. Kızın David'e yapabileceği şeyler aklına geldikçe gülesi geliyordu sarı saçlı çocuğun. "Hah..." Bir yandan gözlerini silerken bir yandan da gülmeye başlamıştı. 'Ruh hastası oldum iyice...' diye düşündü bir anlık. Sıkıntıyla ofladı ve dışarıya bakmaya başladı. Dalgın dalgın dışarıya bakarken kendisine sıkıca sarılan kollara neye uğradığını şaşırmıştı. "Hggh! Boğacaksın beni Mirabelle!" Uzun zamandır yapmadığı bir şey yapıp kahkahalarla gülmeye başlamıştı Michael. Mirabelle'in 'ağlamaya devam etmeyelim " demesi daha da gülmesini sağlamıştı. Zor da olsa kızdan ayrıldı ve ağlamaktan kıpkırmızı olmuş gözleri, ıslak kirpikleri ve gözleri gibi kırmızı yüzüyle kıza baktı." Beni koruduğun için teşekkür ederim Mirabelle..."
Mirabelle Starlight:
Çocuğun kahkahalara boğulmuş olduğu gerçeği Mirabelle'i aşırı mutlu etmişti. İnsanları mutlu etmeyi, güldürmeyi seviyordu. Sonra Michael, Mirabelle'e teşekkür etti. Kız bir iki saniyeliğine çocuğun yüzüne aval aval baktı. Ardından, içi yumuş yumuş olarak tiz bir ses çıkarttı ve arkadaşının ağlamaktan kızaran yanaklarını mıncırmaya başladı.
"Oy! Oy! Aman da aman! Canına kurban senin be! Tabii koruyacağım, başka ne yapacağım? Ay tipe bak, yerim seni kuzum benim! Yerim! Sen de kendini savunmayı öğren tabii her zaman gelip kurtaramam ama olsun öhöm. Yaaa, Michael sen çok tatlısın ama! Bebiş! Awww!"
Çocuğu sevgiye boğuyor, yanaklarını mıncırıyor, sımsıkı sarılıp geri çekiliyor, saçını sevip karıştırıyor, bir sürü sevgi cümlesi ve iltifat saçıyor, yanağını yanağına sürtüyordu. Aniden sevgi bombardımanının ortasında kalınca şaşırmıştı çocukcağız haliyle. Michael'ın yanağına büyük bir öpücük kondurup gülümsedi. "Çok seviyorum oğlum seni be! Küçük kardeşim gibisin, sana sataşan herkesi doğduğuna pişman edeceğim. Yeminle bak!" dedi.
Bir süre daha çocuğu öldüresiye sevdi de sevdi, yavru bir köpekle ilgileniyor gibiydi. Sonrasında birdenbire sohbet başlattı. Konudan konuya atlıyor, her şeyi soruyor, ilginç şeyler anlatıyordu. Sanki az önceki huzursuz olayı tamamen çocuğun aklından silip onun yerine neşeli şeyleri aklına sokmaya çalışıyordu. Gevezeliği çocuğu yormuş olacak ki, Michael başını çevirip eliyle ağzını kapatarak esnedi. Mirabelle, 'Anaam, bebiş!' diye son ses bağırma isteğini zor da olsa bastırabildi ve gülümsedi. "Uykun varsa uyu ya." dedi arkadaşının saçlarını sevmeye tekrar başlarken. Bu sefer amacı uyutmaktı.
Sarışını uyuttuğuna emin olduğunda yerinden kalktı, birilerine sataşası gelmişti. Sonra durdu, direkt gitmek kabalık olmaz mıydı? Çantasından daha dün akşam pişirmiş olduğu kurabiyelerden birkaç tane çıkartıp sevimli, minik, sarı bir torbanın içine koyup uyku halindeki çocuğun eline tutuşturuverdi. İşte şimdi olmuştu! Musallat olacak bir kurban bulabilmek için trenin her yerini küçük bir zebani gibi gezmeye koyuldu.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git