Marseille Artemisia
22
21.02.1843
pisces
istp
ravenclaw

Henüz küçük bir çocukken - küçük, masum ve hayatın hazırlıklarından habersiz bir çocukken - kanlar içinde bir kuş bulmuştu Marseille, iki yaşındakilere özgü keskin bir çığlıkla bu keşfini kasabanın duyma mesafesinde olan her bir insanına duyurdu ve ailesi bu küçük travmayı (ve kuşu) iyileştirmek üzere onu kurtarana kadar ağlamaya devam etti.
Beş yaşına geldiğinde, tam 48 yıl sonra disleksi bulguları olarak kayda geçecek bir dizi tuhaflıklar sergilemeye başladı; her nedense kelimeleri yazamıyor veya okuyamıyor, onları olgularla birleştiremiyordu. Annesi yaratıcı bir çözümle gelene ve kızının resim yeteneğini yazma eksikliğini telafi etmek için kullanana kadar devam etti bu sıkıntılar örüntüsü; yazıp çizdikçe ve kelimeleri bu resimlerle birleştirdikçe Marseille hem aptallık sandığı şeyin tedavisini, hem de her bir nesneyi çizilecek bir resim olarak görme yetisini (ya da hastalığını) kazandı.
Babasının intiharı beklenmedik olduğu kadar sarsıcıydı da; psikozun ilk belirtileri bu olaydan sonra anılarını bir film gibi oynatan tavanında ortaya çıktı, aynaya ne zaman baksa yüzüne çizilmiş bir dövme gibi parladı, ifadesinde yaşadı. Gün geçmiyordu ki gözleri biraz kaysın ve bakışları boşluğa tutulsun, her baktığından çıkardığı sonsuz örüntüde kaybolmasın.
Geçmişe duyduğu özlem ve yaşamadığı zamanlardaki belirsiz hatıraları (en azından hatıra sandıkları) o yıllarda, babasının mezarına yaptığı ziyaretlerin sıklığı arttıkça ortaya çıktı. Hogwarts'ın kütüphanesini evi belledi birkaç takıntılı yıllığına, kitaplarla dolu dönemeçleri mabedi haline getirdi.
Evet, bir de ölüleri çizerdi. Ne zaman başladığını kendisi bile söyleyemez ona sorulsa, ama kanlar içindeki güvercinin görüntüsü zihninde tekrar canlandığından ve gözlerini her kapattığında beynini kaplayan bir imge haline geldiğinden beri pişmanlık ve korkuyla karışık bir zevk aldı donuk gözleri ve beyaz bedeni çevreleyen kanı resmine aktarmaktan; kabuslarında gördüklerini ilham verici buldu, hayret etti.
Üzerine düşünmeye değer bulsa nihilist olurdu belki de, sanatı tapılacak tek şey olarak görmese dinine yürek koymuş bir hristiyan olabilirdi, annesini bu kadar sevmese Muggle'lardan nefret edebilir, yüreğinde taşıdığı babasının acısını öfkeyle dışarı vurabilirdi. Ama Marseille kırılgan ve hayalperestti; hayatı yaşamaya değil aktarmaya değer buldu, kendi yaşamını bir hediye değil de bir görev olarak gördü, uğruna savaşmaya değecek tek şeyin hayatın kendisi olduğuna yürekten inandı.
25 yaşını göremeden ölecekti.

Çalma Listesi