Dünya Ülkeleri > Birleşik Krallık
Mezar Ekspres Yolcuları
(1/1)
Oktaryus Ironheart:
Newcastle'dan Edinburg'a sisli bir hava eşliğinde giden Buharlı Trenin içerisinde, bir kompartımanda koltuğa kıvrılmış ve paltosuna sıkıca sarılıp, gözlerine kadar çektiği şapkasıyla uyukluyordu. Tren Rayların üzerinden hızla geçerken tekerleklerin çıkardığı o sese kulak kabartmış. mışıl mışıl dinleyerek rahatlamış bir haldeydi. En azından bir süreliğine düşüncelerinden uzaklaşmış olmanın verdiği keyfi yaşıyordu. Fakat artık uyanma vaktiydi ve gözlerini yavaşça araladığında ise kompartımanın içerisinde iki kişiyi gördü. Bunlar elbiseli bir kadın ve onun kızı olduğunu tahmin ettiği küçük birisi daha. Kadın bir elinde İncil tutuyor ve onu dudaklarını kıpırdatarak hararetli bir şekilde okuyorken diğer eliyle ise boynunda ki haç kolyesini sıkıca tutuyordu. Yanında ki kız ise genç adamın gözlerinin içine gülümseyerek ve hiç göz kırpmadan bakıyordu. Oktaryus yavaşça yerinden doğrularak bakışlarını kaçırdı ve zemini seyretmeye başladı.
"Bayım, Tanrı sizi korusun. Başka bir yer bulamadık ve pek meşgul görünmüyordunuz."
Oktaryus yavaşça başını evet anlamında sallamakla yetindi. Kadın ona isterlerse Kompatmandan gidebileceklerini söyledi. Sesi titriyordu, gerilmeye başlamıştı. Bir Katolik olduğu taktığı haçtan anlaşılırken belki tanımadığı bir adamla aynı yerde durmak günahtı? Ya da bu zamanlarda tehlike her yerde olabilirdi, kendisinin pek güven vermeyen bir ifadesi olabileceğini düşündü.
Sessizlikle dolu tahminen 15 veya 20 dakika sonra Oktaryus bu gerginliğe daha fazla dayanamadı. Başını yavaşça kaldırıp genç kıza baktı ve avuçlarını kapatarak ellerini ona gösterdi. Kız meraklanmış gibiydi gülerek avucunun içinde ne olduğunu sordu. Oktaryus avuçlarını açtığında minik bir papatya avuçlarından havalanıp kızın kucağına düşüverdi. Kızın sevimli bir şekilde gülümsediğini görmek içini ısıtmıştı, bu numarayı sevmişti. Tabi Oktaryus için sınır yoktu birkaç sihir numarası yapmaya karar vermişti. Bozuk paraları yok etme, mendil gibi birkaç sihir numarasından sonra yüksek bir ses duydu.
"Yeter! Onu şeytan işleri ile zehirleyemezsin Hayırsız! Git buradan"
Doğru.. İncil'li kadını unutmuştu. Kızın yüreği yerinden çıkacak gibi olsa da Oktaryus gayet sakin bir şekilde yaptığı işi bırakmıştı. Gitme zamanı gelmiş gibi görünüyordu, Affedersiniz diyerek kompartmandan çıktı ve tren boyunca yürümeye başladı ve diğer vagona geçti. Şimdi ise kompartmanlar yoktu, koridor boyunca koltuklar döşenmişti. Kimi zaman kart oynayanları, öksürenleri, sessizce kedere boğulmuş bir şekilde oturanları görüyordu. Askılı pantolon ve gömlek giymiş Çelimsiz bir adam, elinde ki şişeyle yarın yokmuş gibi içiyordu ve aslında Oktaryus'da birkaç yudum alsa fena olmazdı, Adama doğru yaklaştı.
-Benimle paylaşır mısın?
-Ha? Ne? Al.
Bu kadar basit olacağını düşünmemişti, çelimsiz adamın burnu ve gözleri kıpkırmızı bir haldeydi ve konuşmakta zorluk çekiyordu. Oktaryus şişeyi eline aldı ve içip içmemek arasında tereddüt etti. Tam bir karara varacakken silah sesi duydu ve elinde ki şişe birden parçalandı. Cam parçaları ve alkol çelimsiz adamın üzerine dökülmüştü. Elinde 1800 model bir revolver tutan, beyaz tenli, Gri atletli, siyah pantolon, şapkalı, mavi gözlü zayıf bir adam ve yanında yine ona benzeyen birkaç kişi vardı.
Herkes korkuyla sesin olduğu yöne dikkat kesilirken adamlardan biri bir kadını rehin alıp kendisini kenara yapıştırmıştı. Oktaryus'un şişesine ateş eden aptal ise kendinden emin dengesiz adımlar atarak konuşmaya başladı.
"Hanımlar Beyler, Benim adım Daniel Anton Shaneson ve biz İrlanda özgürlük grubuyuz. Siz sefil Britanyalı dostlarımıza bir zarar gelmeyeceğini garanti edemem ama dediklerimizi yaparsanız bir şansınız olabilir. Şimdi herkes arkadaşımın uzattığı çuvala değerli eşyalarını bıraksın."
Evet bu trendeki insanların çoğu sefildi, böyle bir Treni soymak pek mantıklı olmasa da sanırım sıfırdan başlayan bir İrlandalı için başka çare görünmüyor gibiydi. Ya da sıfıra düşmüş? Çünkü bir kez ellerinde ki her şeyi kaybetmişti bu Grup, bunu nereden biliyordu? Oktaryus onları tanıyordu, eski görevlerinden birinde İrlanda'da onlar ile tanışmıştı. Şimdi bulunduğu durumdan epey bir rahatsızdı, arkasını dönüp uzaklaşmak istediğinde kendisine Seslenildiğini duydu.
"Yaşamak için vagonda kalmalısınız prensesler"
Yavaşça kendisini koltuğa bıraktı ve yüzünü eğdi, tanınmak istemiyordu. Eğer asasını kullansaydı pek çok kişinin hafızasını silmesi gerekecekti. Koca tren için bunu yapamazdı, ayrıca Asası kompartımanında kalmıştı. Açıkçası can durumu tehlikedeyken gizli kalmanın ne kadar önemli olduğunu sorguluyordu.
Öbür vagondan birkaç el ateş sesi duydu. İrlandalılar biraz telaşlanmış görünüyorlardı ama yolcular kadar değil.
Şişman bir adamın ağlayarak merhamet dilediğini gördü. İrlandalılardan biri öbür vagona geçmek için Oktaryus'un yanından geçip kapıyı açarken kafasına aldığı bir kurşunla yere yığıldı. Oktaryus'un üzerine kan bulaşmıştı.
Anton
"İrgo Hayır! İnsanlar var nasıl bu kadar dikkatsiz olabiliyorlar?"
Diye haykırdı siper alırken. Yanında ki ise şöyle dedi
"Bunlar kraliyetten değil, Başka bir çete ile denk düştük"
Başka bir çete daha mı? Al başına belayı.
Açık söylemek gerekirse vagonlar arasında bir çatışma başlamıştı. Elbette hiç kimse yolcuları düşünmüyordu. Çok geçmeden diğer vagonun kapısından gelen kurşunlar bu vagonda Anton hariç hiçbir İrlandalıyı ve birkaç yolcuyu sağ bırakmamıştı. Anton koşarak vagondan ayrılınca, Oktaryus Yavaşça kapıyı açıp öbür vagona geçti. Yerde birkaç ceset dışında hiç kimse yoktu ilerlemeye devam etti. Öbür vagonun kapısını açacakken silahlı iki kişi gördü ve hemen eğilmesiyle kurşun kapının çamını kırıp geçti. Cam kırıkları Oktaryus'un üzerinden dökülürken sağ yanağının kesildiğini hissetti. Tekrar başını kaldırıp içeri baktığında ağlayan, zırlayan yolculardan ve yerde can çekişen hayduttan başka bir şey görmedi.
İçeriye geçti ve Haydutun silahını yerden alıp vagon boyunca yürümeye devam etti, biryandan silahın kurşunlarına bakıyordu bir mermi hakkı olduğunu gördü. Kendi Vagonuna doğru yürüdü ve kompartımanın kapısını açacakken..
"Joe!"
Diye bir ses duydu bu Anton'un sesiydi ve kendisini Joe olarak tanıyordu. Oktaryus yavaşça arkasına döndü ve ona baktı. İncilli kadını rehin almıştı.
-Ben Joe değilim
-uzun zaman oldu seni tanımayacağımı mı düşündün
-Beni karıştırıyorsun
-Hayır dostum bak Anton ben bana yardım etmelisin.
O bunu söylediğinde daha gür bir ses daha duydu
"Onlardan biri daha!"
Elinde Winchester tüfek tutan iki üniformalı kişi onlara doğru silahlarını doğrultmuş gergince emirler yağdırıyordu.
"Hemen silahını at! Teslim ol! İkiniz de ! Kadını bırak!"
Oktaryus Üniformalılara döndü ve
-ben onlardan değilim
-teslim ol!
Anlaşılan konuşmak istemiyor gibi görünüyorlardı. Oktaryus sadece seyretti Anton defalarca yaklaşırlarsa kadını öldüreceğini, Joe'nin yani Oktaryus'un yardım etmesini söyleyip duruyor Üniformalılar ise aptal gibi bagırıyorlardı.
Oktaryus tekrar Anton'a bakmaya başladı, İncilli kadın Oktaryus'a yardım etmesi için tiz ağlayan bir sesle yalvarıyordu.
Oktaryus silahını kaldırıp bir el ateş etti...
Kurşun kadının omzundan es geçip Anton'u öldürmüştü. Bunun bir tesadüf mü yoksa casusluk becerileri mi olduğunu kendisi bile anlayamamıştı. Üniformalılar aşırı gergin ve şaşkın bir şekilde bakakalmışlardı. Oktaryus silahı yere bıraktı.
-Size söylemiştim.. Onlardan değilim
-yine de yargılanacaksın
-anlıyorum
Oktaryus birden kendisini kompartımanın içeriye attı ve kapıyı hızlıca arkasından kilitledi. Onlar bağırarak camı kırarlarken çantasına uzandı ve asasını aldı. Asasını kaldırdığında bir sis perdesi tüm odaya çökmüştü. Sis dağıldığında Oktaryus orada değildi.
Navigasyon
[0] Mesajlar
Tam sürüme git