17 Nisan, 2026 09:44:08 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Yarım yüzlü çocuk ve Yeşil Maske  (Okunma sayısı 57 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Jimmy Folke

  • Gryffindor
  • 3. Seviye
  • İleti: 9
  • 30 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Jimmy Folke
  • Güç Puanı: 0
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Tzchernabaugh I.
  • Meslek: Hogwarts Mezunu
  • Hogwarts Binası: Gryffindor
  • Biçim Değiştirme Gücü: 1
  • Lanet Gücü: 1
  • Tılsım Gücü: 1
  • İksir Kabiliyeti: 1
Yarım yüzlü çocuk ve Yeşil Maske
« : 30 Kasım, 2021 20:26:03 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1860 - Kuzey Amerika'da bir yerlerde (Günümüz Meksika Vadisi)

Genç ruhlu adam altında göz alabildiğince uzanan Yağmur Ormanı'nı izlemeye dalmıştı. Ormanın elli metreye yakın bir yükseklikte üzerinden uçmaktaydı, bu yükseklikten baktığında ormanın yüce ağaçları görkemli bir Yeşil halının içinden geçiyormuş gibi düşüncelere sokuyordu adamı. Bu Yeşil bütünlüğü ise yalnızca kimi yerde daha kahverengi, kimi yerde ise daha Koyu Yeşil renkte dev bir Basilisk gibi kıvrıla kıvrıla kesen nehirler bölüyordu. Spor yaptığı günlerden beri yanından çok az ayırdığı eski süpürgesi birden teklemeye, öksüren birinin sırtı gibi hızlıca ileriye doğru kısa bir an için atılıp yolundan saptığında "Hey, bir sorun var sanırım?!" diye fısıldamıştı adam kendince. Kaygısı çok geçmeden, yalnızca birkaç saniye sonra doğrulanmıştı bile; süpürgesinde gerçekten aksayan bir şeyler vardı! Havada tekinsiz birkaç ayrı yöne sapıştan sonra, hızı kesildiği gibi birden süpürge sanki havadaki bir girdabın içindeki karanlık bir deliğe düşüyormuş gibi sarsılarak burun aşağı inmeye başlamıştı. Büyücü süpürgesinin sapına sıkı sıkı sarılmış, tüm gücüyle yukarı doğru çekerek onu yükseltmeye çalışıyordu. Ancak nedenini bilmediği bir nedenden ötürü süpürgesi verilen komuta uymak yerine sanki sahibinin isteğine karşı geliyor gibiydi. Yıllar sonra bugünü düşündüğünde -eğer şimdi yere çakılıp ölmezse o da- yaşantısının çok uzun zaman boyunca bu yaşadığı olayla değişeceğinin kaçınılmazlığından yakınıyor olacaktı. Var gücüyle uğraşmasına karşın süpürgenin burnu hep aşağı doğru iniyordu ve düşmeye devam etmekteydiler. Adam baş döndürücü bir hızla sürekli yakınlaştığı ormandan gözlerini alamıyordu. Bu durum yaşanırken adam şu an uğradığı şok nedeniyle bir kez olsun bağıramamıştı bile. Bugüne dek yaşadıkları da gözlerinin önüne gelmiyordu üstelik? Tüm göstergeler şu an burada ölmeyeceğini betimliyor gibiydi. Şimdi ise yavaşça dönerek ilerlemeye başlayan süpürgenin üstünde adamın görüş algısı Gökyüzü, orman, Gökyüzü, orman biçiminde gerçek bir girdaba girdiğinde görebileceklerine dönüşmüştü. Her şeyin bitmesine çok yaklaşmıştı.

Yine de adamın sinirleri çeliktendi, bunca yıl ağır çalışma koşullarıyla sınanmış ve işinde istediği yer ve rütbeye gelebilmiş başarılı biriydi. Kulaklarının yanlarından esen yelin sesi korkunç bir uğultu biçimini aldığında, belindeki kemerinden çekip salladığı asasıyla süpürgesini yeniden dizginlemeye çalışıyordu. Yıllar içinde takma adını aldığı bunca serüvenden sonra böyle bir aksaklıkla ölüp, hiçbir şey yapamamanın utancı ile ezikliğiyle birlikte çok yersiz bir hayalet olacağını düşündü bir an için ve tam son anda süpürgesinden atılıp yere doğru savurduğu büyüsüyle kendini ölümden korumuştu. Yere indiğinde kapıldığı ölüm korkusuyla birlikte bu heyecan dolu durum nedeniyle yüreği yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor, göğsü bir demirci körüğü gibi genişleyip daralıyordu. Yorgun ve haylaz süpürgesi yere çakılışıyla birlikte aldığı darbeye karşılık bilinci körelmiş bir tavuk gibi yerde çırpınıyordu. Adam için bu eski dostunu çektiği acıdan kurtarmak ve daha fazla saygınlığını yitirmemesi adına gözlerine yaşlar dolarak asasını süpürgeye doğrultup bir büyü fısıldamıştı... Asadan çıkan ışık huzmesinin hedefine varmasından sonra artık süpürgesi özelliksiz bir tahta parçasından başka bir şey değildi şimdi. Korkudan kuruyan gırtlağına asasıyla su yardımında bulunduktan sonra adam nerede olduğunu ve süpürgesini böylesine etkileyen büyüsel alanın ne anlama geldiğini araştırmak üzere kısa bir dinlenmenin sonunda yola koyulmuştu bile. Yavaşça batmaya yüz tutmuş olan Güneş, göz görebilecek neredeyse her şeyi Yeşil'den Turuncu'ya boyarken çok da fazla yol kat etmemişti. Belindeki kasaturayı kullanarak yoğun bitki örtüsü arasında açtığı yolu karşısına çıkan açıklıkta son bulmuş olsa bile, görmeyi hiç ama hiç beklemediği büyük bir antik kent kalıntılarıyla karşı karşıyaydı. Gözüne ilk çarpan şey, bugüne dek gördüğü en büyük yapılardan biri olan piramitti. Daha önceki gezilerinde gördüğü Keops Piramidi'nden daha yüksek değildi belki ama uzaklardan bile görülebilen boyutuyla ondan daha az ilgi çekici gibi görünmüyordu. Saatlerinin büyük çoğunluğunu bu uzun zamandır insan görmemiş kenti aşıp geçmeye harcadığından, kararan hava nedeniyle uzaklarda görebildiği ilk ışığın orada yaşayan yerli kabileler olduğunu kestirmesi zor olmamıştı. Serüvenci ruhuna uygun biçimde davranarak ilerledi ve çok sürmeden küçük bir köye ulaşmıştı bile.

Kabilenin gözcüleri tarafından yeterli yakınlığa geldiğinde görülmüş ve köye eşlik edilmişti. Koyu tenli yerliler arasında inci gibi parlayan adam çokça öne çıkıyor olsa da, lider olduğunu görünüşünden kestirebildiği adamın kendine yaklaşmasıyla birlikte daha önce de "Soluk benizli" birilerini görmüş oldukları saldırgan olmayan yaklaşımlarından anlaşılabiliyordu. Bir süre dil kullanmadan kurmaya çalıştıkları iletişimden sonra, adam eliyle kendini gösterip ağır İngiliz aksanıyla:
"Dagenham, Rayeharth Dagenham." diyerek kendini tanıtmaya çalışmıştı. Liderin kendisine bakıp anlamışçasına:
"Oooooh..." deyişiyle, en azından kendine benzer birini tanımış olabileceğini düşünmeden edememişti Büyücü. Liderin birkaç komutuyla birlikte yanlarına getirilen bir bohça, bu durumun açıklığa kavuşmasını sağlamıştı. Özen göstermeden bakıldığında kirli bir kumaş gibi görünen bohçanın, üzerindeki motifler ve dokuma biçimine odaklanıldığında günlük giyimde kullanılan bir elbise olduğunu anlaması çok sürmemişti Büyücü'nün. Bohçanın düğümleri açıldığında içinden bir günlük, aralarında kırık bir büyüteç, eski bir pipo ve demiri paslanmış bir pusula gibi birkaç parça eşya ile bir asa çıkmıştı. Liderle bir an için göz göze geldikten sonra adamın onaylayıcı el kol hareketiyle eşyaları incelemeye başlayan Rayeharth, ilk önce asayı incelemeye koyulsa da günlüğe göz atmak için fazlaca heyecanlandığını düşünmeden edememişti. Bu insanlara yardım etmek istese de; yetkin biri oluşunu, Britanya Sihir Bakanlığı içinde Seherbaz Bürosu adlı bir konumda çalıştığını söylemekle ortaya koyamayacağını bildiği için, rozetini göstermesinin de bir anlamı olmazdı... Susmayı ve gözlemlemeye devam etmeyi seçmişti. Okuduğu günlük bir gezgin Büyücü H. W. Jones -Adı günlüğe böyle yazılmıştı ve kim bilir Dünya'da kaç tane Jones soyadlı insan vardı-, arkeolog eşi olan Cadı ve çocuklarının tarihi belirtilmemiş bir zaman diliminde buraya geldiklerini yazıyordu. Özetlemek gerekirse yerlilerle çok içli dışlı olmamış ancak ayları bulan bir süre boyunca burada yaşamış ve antik kentin araştırmasını yapmışlardı. Yazarın anlattığına göre Rayeharth'ın bugün gördüğü o büyük piramitle ilgili yapılan araştırmalar ve iki kişilik kazı çalışmaları içinde buldukları bir eşya vardı ama günlük buradan sonra daha fazla bilgi içermiyordu.

Seherbaz başını günlüğe gömmüş biçimde her ayrıntısına dek okurken, omzuna dokunan liderin eliyle irkilmiş ve adamın bir kez daha eliyle bir yere buyur ettiğini gördü. Peşine takılan köylülerle birlikte liderle yan yana köyün daha da deirinliklerine gidip, çevresinde meşaleler ya da oturulacak kütüklerin olmadığı bir kümültüye doğru gidiyorlardı. Kapı olarak ağır bir perdenin kullanıldığı eşiğe yaklaştığında, bu yol boyunca yanında duran liderin bile buraya girmeye sakındığı açık açık ortadaydı. Büyücü tüm yürekliliğini toplayıp eşiği geçmiş olsa da, belindeki kemerinden çıkarmaya hazır tuttuğu asasının sapından elini çekmiyordu. Girdiği yuvarlak biçimli ve toprak zeminli küçük yerde tek birisi vardı. Yerde, üzerinde köylülerin giydiği giysilerden olan ve tir tir titreyen genç bir erkek. Çocuğu görmek için asasını çekip ışıldatan adam, kötü bir sıtma nöbetindeymişçesine titreyen ve kollarını kendine sarmalamış olan çocuğun kısa bir inlemeyle birlikte yerde tuttuğu kafasını kaldırdığını ve ışığa baktığını gördü. O an için neyle karşılaşacağını bilmeyen adamın birden yüzünün yarısı olmayan gencin bakışıyla karşılaşması kısa bir korku anı yaratmış olsa bile Seherbaz böyle şeylerle gardını indirecek birisi değildi. Işığın çocuğa daha iyi geldiğini daha o anda anlayan Seherbaz; bohçadan alıp yanında getirdiği asayı çocuğa uzatmış olsa bile, çocuktan hiçbir tepki alamayışıyla bazı şeylerin bu genç bireyde yerinde gitmediğini anlamıştı. Konuşup iletişim kurmaya çalıştığında bile bir yanıt alamayan adam bu işin burada değil, Mayfair'de, evinde sonuçlanacağını şimdiden kestirebiliyordu.

Asasını geri yerine sakladıktan sonra bulunduğu yerden çıkıp yerlilerin lideriyle bir kez daha göz göze gelen adam, birkaç gencin taşıdıkları ama taşımaktan çekindikleri açık açık ortada olan bir hasır sepetin kendisine getirildiğini biliyordu. Yere bırakıldıktan sonra taşıyıcılarının uzaklaştığı sepete ilerleyip siz çöken Rayeharth, üzerindeki kapağı açıp içindekini göremediğinde en yakınındaki yerlinin elindeki meşaleyi alıp incelemeye koyuldu. Sanki o hasır sepetin içinde sonsuzluğa dek giden derin bir boşluk, Seherbaz'ın anlam veremediği bir Karanlık vardı. Baştan sona potansiyel bir fırtınanın kopmayı bekleyişi gibi sessizlik içindeydi her şey, böcekler bile. Bir bölümü kırılıp gitmiş, Yeşil renkte, taştan oyulma bir maskeydi sepetin dibinde duran ve adam onu eline alıp yakından incelemeye başladığında çevresindeki herkesin korkuyla soluğunu içine çektiğini, hatta bazılarının korkuyla geriye doğru kaçarken yerlere düştüğünü bile duymuştu. Görünene göre maskeyle ilgili bu insanların bildiği negatif bir şey vardı. Duruma şaşırarak çevresine göz gezdirdikten sonra omuz silkip incelemesine devam eden Seherbaz, maskeyi çevirdiğinde kırılmamış olan sağlam tarafının arka yüzüne bulaşmış olan kurumuş kan ve et parçalarını gördüğünde korkması gerektiğini anlamıştı.

« Son Düzenleme: 01 Aralık, 2021 01:26:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Tzchernabaugh Ixpuztec »
~Ominosusiter in nobis sum~