[justify]Tozlanmış rafların arasında öksürerek oturduğu zeminden ağır aksak kalktı Cornelia. Kalkarken eline aldığı parşömeni dürmeye başlamadan önce tekrardan göz kararı az önce not aldığı muggle eşyaları rafını kontrol etmişti. Hepsini yazmış olduğundan emin olduğunda rulo haline getirdiği parşömeni perdeyle ayırdığı arka tarafa geçerek çalışma masasının çekmecesine bıraktı bir çırpıda. Yasal olarak üstüne kayıtlı gözükmeyen bu dükkân için sürekli gerekli veya gereksiz ne varsa yapıyordu. Durgun zamanlarda çok bir geçim kaynağı gibi görülemezdi ama gözüktüğünün aksine de farklı açılardan anlamı olan bir dükkandı burası. Kendini bugün nostaljik hisseden cadı dükkânı ilk teslim aldığı günü anımsamıştı kısa bir süreliğine ancak anılarını düşünmek için pek de vakti yok gibiydi. Envanter kontrolünü yaparken zamanın bir su gibi aktığını ilk fark edişi değildi ama yine de kaçamamıştı aynı döngüye girmekten. Gözünü duvardaki guguklu saate kilitledi bir süreliğine düşünceli bir halde. Kimsenin hatta Das’ın bile uğramamış oluşunu fırsat bilip kafasındaki bir soru işaretini giderecekti. Das’ın burada olmayışı bile kasıtlı gibi gelmeye başlamıştı şimdi düşününce de. Acaba Cornelia’ya bir şaka mı hazırlıyordu? Bulmacaları çözmeyi ve detaylarda boğulmayı sevdiğini Das ve Blaze’den başkası bilemezdi zaten. Eğer onunla uğraşıyorsa da -ki yapabilir- bunu kendi gözleriyle görecekti. Öteki türlü düşündüğünde ise hizipten de olabileceğini ihtimaller arasına eklemişti. Ya onu hizibe yönelten mentorundan geldi ise o posta? Kafasını oyalayan şey buydu işte birkaç gündür. Hiçbir fikri yoktu aslında. Uzun zamandır ortalıkta olmayan birinden bu şekilde haber almak her seferinde tatsız olsa da haber alabildiğine ve hala gözlendiğini düşünme fikrine kendini kaptırmış ve bir nebze de olsa mutlu olmuştu. Ayrıyeten, Ulysses’in gizemli takılmayı sevdiğini onu tanıdığı ilk yıllarında ve tam olarak on yedi yaşında genç bir kızken öğrenmişti Cornelia. Büyümesine yardımcı olan, önünü açan ve gerçekleri kristal berraklığında gösteren bu adama minnet duyduğundan ve biriken özlemiyle bir umut birlikte oturup sohbet etme isteği her geçen gün artıyordu. En son haber aldığı zamandan bu yana sormak istediği çok soru vardı. Aydınlatılması gereken patikaların henüz çok başındaydı Cornelia.
O kadar çok seçenek ve ihtimal vardı ki boşuna gitmemiş olmak için önceden çıkarıp kasa altına koyduğu bulundukları zaman zarfı için bile eski sayılabilecek küçük boyutlu bir çay kutusunu da sıkıla sıkıla taşıyacaktı. İçini de bir gece önceden büyüyle genişletmişti ki hiç değilse eli boş dönmeyecekti. Çay evine daha önce hiç gitmediğinden nasıl işlediğini bilmiyordu ancak taze tomurcuk ve farklı ülkelerin çay yapraklarının satışını paket halinde yapmalarını umut ediyordu. Malikaneye kalmaya gelen çocuklar mutfakta bol vakit geçirdiğinden çay çeşitliliği onlar içinde iyi olurdu. Guguklu saatin ötmesiyle daldığı düşünceler karmaşasından çekip aldı kendini cadı. Yarım saat kalmıştı beş çayı vaktine. “Hadi bakalım.” Kendi kendine çok sık konuşurdu. Tam zamanında orada olmak için üstüne pelerinini bile almadan sandığı kaptı. Dükkânı yine kilitlemeden sadece kapısını çekip çıktı. Çıkarken sekizlerden dokuzuncuyla karşılaşınca “Pşşşt. Dokuz. Ben bir süreliğine yokum. En geç akşama dönerim. Ara sıra dükkânı yoklamayı unutma. Gözün üzerinde olsun.” dediğinde çocuğun meraklı şekilde sandığı bakışı dikkatinden kaçmamıştı. Ciddi bir ifadeyle“Sakın sorma.” demekle yetindi Cornelia. Cevap almak için beklemeyerek yürümeye başladı. Bir süre sonra gözden kayboldu.
Hogsmeade’e gri ışık huzmesi eşliğinde vardığında sandığı tek elle tutmaya çalışarak üstünü başını silkti hemen dengeli bir şekilde. Cisimlenmekten hoşlanmıyordu ve mecbur kalmadıkça cisimlenmemeye özen gösteriyordu. Bu seferki bir istisnaydı yalnızca. Bakanlığın kontrolünde olan her şey canını sıkıyordu kadının. Gizlilik esas olandır, değil mi? Her şeyi gören göz olan Bakanlık, Cornelia’nın bakış açısıyla distopik bir evrene sıkışıp kalmışlığın en büyük kanıtıydı. Bu devran elbet böyle gitmezdi. Yıkılmak için kurulan sistemler her daim olacaktı. Bu düşüncelere genelde akşamları takılır kalırdı lakin içi gün ortasında birden kararmıştı. Odaklanması gereken şimdilik bunlar değildi. Gerçekten de bir beş çayı içmek kafasını dağıtabilirdi. Pembe pencerelere yaklaştığında suratını ekşitti. Ne kadar da canlıydı. Gözünü alacak kadar pembe olmasından mütevellit seğiren gözünü zor durdurdu Cornelia. Kapıyı aralamasıyla birlikte müşterinin geldiğini duyuran zilin çınlamasıyla tırmalanan kulaklarına acıyarak içeri girdiğinde etrafı fazla süzmeden kadrajına giren en ücra köşedeki masaya ilerlemeye başladı. Elindekiyle geçerken dikkatli olmaya özen göstererek fazla da göze batmamaya çalışıyordu. Böyle bir yere geldiğine kendi bile inanamıyordu zaten. Çayı severdi ama bunca pembelik ve cafcaflı mekân tasarımı arasında kendini Hogwarts yıllarında Hogsmeade’e erkek arkadaşıyla gelen bir ergen gibi hissettirmişti. Eğer bu Das’ın bir şakasıysa onu buraya kadar yorduğu için işkencelerden işkence beğendirebilirdi. Sandığımsı kutuyu masasındaki sandalyelerden birine yerleştirip kendini de kasaya doğru dönük olan sandalyeye bıraktı. Düşürdüğü omuzlarını toparlayıp kuruyan boğazını temizlemek için sipariş verecekti. Çok geçmeden sipariş almaya gelen çocuğa gülümsemeye çalışarak selamlamasına karşılık verdi, ardından da siparişini belirtmek adına sorulunca “Beş çayı fena olmaz. Sütün döküm oranını da normale nazaran biraz daha azaltırsanız ve sandviçlerin yanında ek olarak kruvasan getirmeyi unutmazsanız çok sevinirim. Mümkünse çikolatalı olanlardan.” dedi ve kraliyet kültürünün bir parçasının sürdürülüşünü yadırgamamaya çalışarak çocuğun siparişi hazırlamaya gidişini izledi. Sütün oranı az olduğu takdirde anca içebiliyordu yoksa taze bir seylan çay her zaman favorisiydi Cornelia'nın. Siparişi alanın hazırlık yapmaya gidişine bakarken etraftaki romantik süslemeleri gördükçe isyana kalkışan midesini büyük bir zevkle kruvasan ile dindirmeyi planlıyordu zaten cadı. Olması gerektiği vakit de gelmişti işte. En çok aklına yatan Ulysses’in gelişi idi. Tek sorun gerçekten öyle olsa dahi neden böyle bir yere işaret etmişti anlamak zordu. Eğer o değilse de hayal kırıklığına uğrayacağını bilmek bekleyişini daha da huzursuz kılıyordu. Şu an aklından geçenler beklediği gibi bir şey çıkmazsa biraz oyalanacağı, planladığı gibi eve çeşit çeşit çaylar alacağı ve usulca dükkâna dönecek oluşuydu. Evet, emin olabiliriz ki hayatın planı da tam olarak böyleydi. [justify]
[spoiler]Not: Deneyenin bir yüzü denemeyenin iki yüzü kara asjdf tutar tutmaz bilemem ama ben buradan her türlü kişisel kurguma ekmek çıkartırım ikinci gönderi ile diye düşündüm o yüzden kendim dahil diğer katılımcı arkadaşlara başarılar dilerim... :3[/spoiler]