17 Nisan, 2026 09:42:16 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Evrak İşi  (Okunma sayısı 88 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Seth Carter

  • Bakanlık Çalışanı
  • 14. Seviye
  • İleti: 100
  • 5 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Seth Carter
  • Güç Puanı: 5
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren.
  • Meslek: Britanya Sihir Bakanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 23
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 30
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye; Kehanet, 3. Seviye
Evrak İşi
« : 04 Ekim, 2021 04:58:53 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
1845
Nisan

[justify]Gecenin bir vakti, evime gelip beni olay yerine götüren çaylak seherbaz ile birlikte şehirden uzak, pek ıssız bir yerdeki tek başına duran kulübeye doğru yürüyordum. Üstüme giydiğim ceket cisimlenmenin etkisi ile biraz yamulduğu için yakalarını düzeltirken "Olay ne zaman gerçekleşmiş Bright?" diye sordum yanımdaki genç adama. "10 sıralarında." cevabını verince düşünceli bir tavırla "Kim bulmuş?" dedim. "Bilinmiyor. İşaret veren kişiyi bulamadık." Düşündüğümü belli eden bir ses çıkardım. Ortamda oluşan sessizliği hiç sevmediğim için de "Eee, seherbazlığa alışabildin mi?" diye sordum çocuğa kravatımı da düzeltirken. Bürodaki konularla ilgili hafif bir sohbetten sonra kulübeye ulaştık. Etrafta bakanlıktan bir sürü büyücü gezinirken bir bir hepsine selam veriyor, hal hatır soruyordum. Bir tanesinin kahve teklifini de memnuniyetle kabul edip küçük bir bardakta sıcak kahve alıp tütün + kahve keyfi yaparak kulübenin arkasına doğru ilerledim. Yetkili seherbazlardan Hoffman beni gördüğü gibi "Carter!" dedi sesli bir şekilde. Ağzımdaki sigarayı sağ elime alıp "Hoffman!" diye aynı şekilde karşılık verdim. Kollarımı iyi yana açıp sigaramı da kahvemi de adamın üstüne değdirmemek için sadece kafamı omzuna yaklaştırdım. O da bana sarıldı 2 saniyeliğine.

"Nasılsin, oğlun sorun çıkarmayı bıraktı mı Hogwarts'ta?" diye sordum doğal bir şekilde. Adamla birlikte kulübenin arkasındaki incelenmiş yerlerden geçerken bir yandan da kahvemi içiyordum.

"Yok ya!" dedi Hoffman. Oğlu geceleri dışarıda gezdiği için biraz torpil arıyordu en son. Ceza almasını istemiyordu doğal olarak. "Yasak orman cezası bu hafta. Eğer bir şey bulamazsam çocuğun canını tehlikeye atacaklar." dediğinde gülümseyerek "Doğru söyle, Hogwarts zamanında kaç kere ormana gittin?" dedim.

Hoffman bana anlık bir bakış attıktan sonra kahkahayı bastı. "5'ten fazladır!" dedi.

"Ve ölmedin." dedim.

"Ailemin endişesini anlıyorum şu anda. Sen kaç kere gittin?"

"Hiç."

"Şaka mı? Bir Gryffindor ormana nasıl girmemiş olabilir? Cezaya da mı kalmadın?"

"Cezaya kalmış olsam Seherbaz olurdum. Gördüğün gibi daire çalışanıyım."

Güldük birlikte.

Bir ayakkabının yanına geldiğimizde içindeki kemikleri görünce kafamı çevirdim yüzümü ekşitip. Hoffman hala gülüyor, "Mide gerektiriyor bu işler Carter. Dayanamayacaksan başkasını çağıralım." diyordu.

"Yataktan kalkıp kemik görmek isteyen birini bulursanız evet, çağırın." dedikten sonra kahvenin geri kalanını fondipleyip tekrar baktım ayakkabılara.

"Adam ölmüş." dedi Hoffman.

"Hadi ya?" dedim dalgın dalgın. 

Gülümseyerek devam etti. "Buharlaştırılmış."

Düşünceli bir ses çıkarıp sigaramı ağzıma koyup eğildim ayakkabının yanında ve incelemeye başladım iğrenç görüntüyü. "Kimmiş?" diye sordum.

"Dale Swanson."

Tanıdığımı belli eden bir ses çıkardım. Burada yaşadığını bilmiyordum. "Meczuptu."

"Meczup mu?" Yanıma eğildi Hoffman. "Carter şöyle konuşmana uyuz oluyorum. Deliydi işte. Kafadan çatlaktı."

"Kimseye zararı yoktu." dedim rahatsız bir ses tonu ile. Rahatsız olmamın sebebi Hoffman değildi. Sigaramı elime alıp dumanını üfledim sakince. Sonra da "Takipsizlik verilecek." diyerek Hoffman'a rahatsızlığımı belli ettim.

Adam dizlerinden destek alarak ayağa kalktı. Ellerini cebine sokup karanlıktan çok ilerisi gözükmeyen ormana doğru gezdirdi gözlerini. Nefes alışverişinden duman çıkıyordu. "Sadece evrak işi yapılmasının yeterli olduğunu söylediler." dedi. "Yaptırımdan birini çağırın dediler, ben de seni çağırdım. Anlarsın ya. Sadece evrak işi yapacak birini..."

Kafamı kaldırıp baktım Hoffman'a. Ardından gülümsedim. O da bana bakıp gülümsemişti. Birbirimizi anladığımıza emindim. Ayağa kalktım ben de. "Sadece evrak işi..." diye tekrar ettim söylediğini.

"Evrağa koyulacak şeyleri göstereyim istersen." dedi imalı bir şekilde.

"Göster arkadaşım." dedim. "Göster."
[/justify]
« Son Düzenleme: 07 Ekim, 2021 23:17:39 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 Gönderen: Seth Carter »

Çevrimdışı Seth Carter

  • Bakanlık Çalışanı
  • 14. Seviye
  • İleti: 100
  • 5 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Seth Carter
  • Güç Puanı: 5
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren.
  • Meslek: Britanya Sihir Bakanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 23
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 30
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye; Kehanet, 3. Seviye
Ynt: Evrak İşi
« Yanıtla #1 : 05 Ekim, 2021 23:48:32 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]
Ayakkabı:

İçinde maktülün ayaklarının olduğu eski püskü botlar. Sol tekinin önü açılmış, içinden mavi sarı çizgili çoraplar gözüküyor. Maktülün kulübesinin arka bahçesinde, çimlerin üstünde yan yana duruyorlar. Aralarında 24 cm mesafe var. Üstü kanla kaplı-


Elinde kahve bardağı ile yanıma gelen ofis arkadaşım kalçasını masama yaslayınca tüy kalemin sayfayı bozmaması için üstün bir çaba harcamak zorunda kaldım. "Sigara molası?" dedi sakince. Tüyü sayfanın yanında duran mürekkep şişesine bırakıp arkama yaslandım. Gözlerim ağrıyordu odaklanmaktan. Gerilerek "İyi olur gerçekten." dedim. Sandalyemin kollarından destek alıp ayağa kalkmadan önce masamın sol tarafındaki çekmeceden tütünümü aldım. Meslektaşımla birlikte ofisin mutfak bölümüne geçip tüttürmeye başladık. Bakanlıkta herhangi bir sigara kuralı yoktu. Bu yüzden istediğimiz her yerde içiyorduk.

"O dosyadan bir şey çıkmaz biliyorsun değil mi?" dedi arkadaşım. Bana bunu diyen kaçıncı kişiydi kim bilir? Gözlerimi devirdim. "Ciddi söylüyorum. Boşa zaman harcıyorsun. Tüm bu titizlik, uğraş... McGillan, daha dün sana soylu safkan ailelerin dosyalarını vermek istediğini söyledi."

Bir anda böyle ilgi çekici bir cümle kurunca "Öyle mi dedi gerçekten?" diye sordum sesimin tonunu ayarlayamadan.

Adam kafasını salladı olumlu anlamda. "Sen ne yapıyorsun peki? Aklını kaçırmış bir adamın dosyasına kafayı takıyorsun."

Dediğini umursamayarak "McGillan neden bana o dosyaları vermek istiyor ki?" diye sordum. Tütünün dumanı konuştukça ağzımdan çıkıyordu. "Herkes o dosyaların peşinde. Görevlendirsin işte birini."

"Adam seni seviyor Carter." dedi omzunu silkerek. "Güveniyor. Safkanlardan çevre yaparsın işte. Aptallık etme, sal şu dosyayı."

İç çektikten sonra sarmayı ağzıma götürüp bir nefes çektim derinden. Doğal olarak kalın çıkan bir sesle, "Ben bırakırsam kimse bu dosyaya bakmaz." dedim.

Adam gözlerini belertti ve "Ne desem boş..." dedi.

Molam bitip tekrar dosya başına oturunca o gece tuttuğum notları temize geçirmeye devam ettim. Kafam karışmıştı ne yalan söyleyeyim. Oldum olası insanların beklentilerini karşılamayı, sayılıp sevilmeyi, uyum sağlamayı çok severim. Daire başkanı McGillan'ın beni insanların yanında övmesi harika bir durum. Harika bir durum ama... Dediğim gibi eğer ben bakmazsam bu dosyalara, kimse bakmaz. Bir katilin cezasız kalmasını asla istemem. Herkes safkan çevre ister. Herkes temiz iş ister. O yüzden ben bakmalıyım bu tarz şeylere. Kimsenin uğraşmak istemediklerini en doğru, en adil bir şekilde halletmeliyim.

Dosyamı bitirmeden bir gün önce Dale Swanson'ın kız kardeşi geldi daireye. Dosya ile benim ilgilendiğimi duyunca masama çiçek ve çikolata getirip ağlamaya başladı. Ağabeyinin durumundan ötürü Bakanlık'ın ilgilenmeyeceğini düşündüğünü, ben ilgilendiğim için nasıl mutlu olduğunu, bir çiçekçi dükkanının sahibesi olarak ne zaman istersem bana çiçek konusunda yardım edeceğini söyledi. Her cümlesinde teşekkür ediyor olması hem ofistekileri yanımıza toplamıştı. Hem de beni felaket gaza getirmişti. Kadınla olan sohbetimde ağlamamak için kendimi tutsam da bir ara baya baya birlikte ağladık kadınla. Deli bir kardeşe sahip olmanın nasıl bir şey olduğundan bahsediyordu. Kadın gittiğinde ofistekilerin aralarında "Zavallı kadın." dediğini duydum.

"Takipsizlik verilecek."

Benim bildiğim adalet bu değil. Benim içimdeki adalet bu değil... Barış içinde, ayrımsız, eşit bir şekilde ilerleyecek adalet bu değil. Muggle olsun, büyücü olsun, deli olsun, dahi olsun, çocuk olsun yaşlı olsun... Hepsinin hakkı olmalı. Bakanlık gereksiz yerlerde katı kurallara sahipken madalyonun diğer tarafında o kadar esnek ki... O kadar yanlış geliyor ki, içime sindiremiyorum bunları. Gece uykularım kaçıyor o zavallı varlıkları düşününce...

Bu böyle gitmez diyorum.
Bu böyle gidemez.
[/justify]

Çevrimdışı Seth Carter

  • Bakanlık Çalışanı
  • 14. Seviye
  • İleti: 100
  • 5 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Seth Carter
  • Güç Puanı: 5
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: Ceren.
  • Meslek: Britanya Sihir Bakanı
  • Cemiyet: Matushka Üçüncü Enternasyonel
  • Biçim Değiştirme Gücü: 23
  • Lanet Gücü: 25
  • Tılsım Gücü: 30
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, 3. Seviye; Kehanet, 3. Seviye
Ynt: Evrak İşi
« Yanıtla #2 : 08 Ekim, 2021 00:06:20 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
[justify]Bazen ne kadar uğraşırsanız uğraşın, bazı şeyleri elde edemiyorsunuz. Bunu ilk Cwénhild ile yaşadım. İkinci olarak da bu elimdeki dosya ile.

Dosyayı tüm titizliğim ile hazırladım. Bulduğum kanıtları dizdim. Şahitlerle konuşup ifadelerini aldım. Her şey usulüne göre oldu. İlk yapmam gereken şey dosyanın Büyüceşura'nın önüne gitmesini sağlamaktı. Sonrasını hakimler halledecek, adalet yerini bulacaktı. Daha önce bir kere buna yakın bir dosyayı hakimlerin önüne çıkartabilmiştim. Umursanmamıştı. Ancak o zaman gençtim, dosyayı düzgün hazırlayamamıştım. Bu seferki çok yerindeydi. Her ayrıntısı ile uygun bir dosya hazırlamıştım. Arama emri çıkarılması için en ufak bir sorun olmayacaktı. Daire başkanının odasına gittiğimde iyi gözükmek için traş olmuş, saçlarımı arkaya taramış en güzel takımlarımdan birini geçirmiştim üstüme. Kapıdan girmeden önce derin bir nefes alıp heyecanımı azaltmaya çalıştım. Aklıma maktülün kız kardeşini getirdim. Onun için başarılı olmalıydım. Kapıyı iki kere çaldıktan sonra içeriden girmemi isteyen sesi duyunca kapının kulbunu çevirdim. Yüzümde sıcak bir gülümseme ile içeri girdim.

Daire başkanının odası kahverengi tonlarında, eşyalar ile kalabalıklaşmış iç karartıcı bir odaydı. Başkan ve misafirinin pipoları yüzünden odayı ağır bir duman kaplamıştı. Girdiğim anda ister istemez üstüme çöken bir ağırlıkla daire başkanına baktım. Yanındaki adam ise sanki bir yerden gözüme tanıdık geliyordu...

"Carter!!" kesik kesik gülerek ağzındaki pipoyu çıkardı daire başkanımız McGillan. Karşısında oturan ziyaretçisine "İşte sana bahsettiğim adam bu." diyerek ayağa kalktı.

Ziyaretçisi de "Ooh! Çok memnun oldum!" diye gülümseyerek kalktı ayağa. O piposunu ağzından çıkarmaya gerek duymamıştı. Bana uzattığı elini sıktım. İkisi de beni oturmam için üçüncü koltuğa davet ettiler.

Oturdum. "Dosya getirmiştim. Dale Swa-" sözümü bitirememiştim ki McGillan "Tamam tamam! Koy dosyayı masanın üstüne." diye geçiştirdi. Bu sırada masasının önünde yeni bir pipoya tütün olmadığını anlayabildiğim kurumuş otları yerleştiriyordu. Dosyayı söylediği gibi masasındaki dosyaların en üstüne yerleştirdim. Karşımdaki rahat koltukta oturan büyücüye bakıp gülümsedim hafifçe. Adamın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Kıyafetlerine bakarak zengin olduğunu anlayabiliyordum. Bana "Safkansın değil mi Carter?" diye sordu. Kafamı evet anlamında sallayarak "Öyleyim." dedim. "Âlâ!"diye cikledikten sonra kendisini tanıttı. Soyadını bildiğim, ünlü safkan ailelerden birinin mensubuydu. Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Başkan bu sırada pipoyu yakmış, bana uzatıyordu. Bunu fark edince döndüm adama. Bunu yapmak istiyor muydum? Daire başkanı ile yakınlaşmak istiyordum. Beni sevmesini istiyordum. Karşımdaki safkan adam da kendimi beğendirmek istediğim biriydi. Elimi uzatıp pipoyu aldım başkandan. Ağzıma koyup bir nefes çektim... Amerika'dan gelen tütünler gibi değildi bu. Yüzümü ekşittim ama belli etmedim rahatsızlığımı. Kendi kendime içimde hallettikten sonra yutkundum. Tek gözüm kapalı bir şekilde dişlerimin arasından dumanı verdikten sonra gülen adamlara "Ağırmış..." dedim sadece.

O günün gecesi uyuyamadım. Uyayamamın nedenini anlayamıyordum bile. Oradaki kişilere uyum sağlayacağım, üstlerime kendimi beğendireceğim diye yapmıştım. Yaptığım şeyden pişman değildim. Yine olsa yine yapardım ama ideallerimden ters mi hareket etmiştim acaba? Yani, orada dosya hakkında zerre konuşmamıştık. Daha çok elit sohbetler, kıyafet fiyatları, büyücülerin sorunları konuşmuş... Üstüne yeni tanıştığım soylu beyden ailelerine bela olan bir konudaki araştırma dosyası almıştım. Bu dosyayı başkan bana uzun süredir vermeye çalışıyordu ancak doluyum diye reddediyordum. Şimdi adamı görünce hayır diyememiştim. Daha sonra dosya ile ilgili her gittiğimde başka bir konu çıktı önüme. Başkanın benim için istediği şeyler gerçekten benim iyiliğim ve geleceğim içindi ama bunlar benim ideallerimi hep arka plana atmam ile sonuçlanıyordu. Kaç gün uğraştım hatırlamıyorum. Sürekli tam zamanını beklemek istediğim için bir türlü zaman yaratamıyor, o dosyadan bahsedemiyordum. O günden sonra bir sürü safkan ailenin dosyaları geldi geçti elimden ancak Dale Swanson'ın dosyası hep bir yerlerde muallakta kaldı. Ben de meşguliyetten unutuverdim. Gelip giden kişiler, dışarıda yenen yemekler, zenginlerle arkadaşlıklar, yapmak istedikleri için araya torpil sokmalar derken çok yoğun bir çalışma temposuna girip kendimi bile unuttum. Üstelik garip olan şey, bu tarz bir hayattan çok memnundum. Önemli olmak, çevrem tarafından onaylanmak, saygı duyulmak... Bu dosyalar sayesinde kazandığım para da bazı yollarla artınca genel olarak dış görünüşüme bile yansıdı her şey. Artık kendime daha dikkat ediyordum. [justify]




Günümüz

[justify]

Dosyalarımın çoğunu teslim ettikten sonra kendime ödül niyetine sigara molası vermiştim. Bu sefer sadece bir değil, bir kaç kişi vardı çevremde. Sohbet ediyorduk. Artık daha kaliteli bir tütün kullanıyordum. Bu yüzden bazı kişiler benimkinden kullanmak için aynı anda molaya çıkıyorlardı. İnsanların işlerini dinleyip onlara yardım ettiğim zamanlarda birinin seneler önceki dosyaya aşırı benzer bir dosya anlatması ile aklıma geldi tekrardan. İş arkadaşım anlattığına göre bu sefer bulanık olan buharlaşmış kişinin dosyasını hazırlıyordu ve takipsizlik verileceği için boş iş yaptığından şikayet ediyordu. Sohbet içinde diğer herkesin tek tek böyle dosyalara bakmış olduğu ortaya çıkınca bu dosyaları bir toplayıp bana getirmelerini istedim. Mola bittiğinde ve herkes dosyaları masama yığdığında üstünde reddedildiği belli olsun diye kırmızı mürekkep ile işaretlenmiş 20'den fazla dosya yığını ile karşılaştık. Hepimiz şaşkın şaşkın bakarken iş arkadaşlarımdan bir tanesi herkesin aklındaki soruyu sordu ortaya.

"Hepsi bağlantılı mı yoksa?"
[/justify]
-SON-