17 Nisan, 2026 08:23:47 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866
Hoşgeldiniz Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Gönderen Konu: Hayat Suyu; Korku  (Okunma sayısı 35 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Balian d'Ibelin

  • Hogwarts Profesörü
  • 11. Seviye
  • İleti: 67
  • 56 Galleon
  • View Inventory
  • Send Money To Balian d'Ibelin
  • Güç Puanı: 17
    • Profili Görüntüle
  • Oyuncu Adı: tunahan
  • Meslek: Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
  • Cemiyet: Özgür Orenda Kardeşliği
  • Biçim Değiştirme Gücü: 25
  • Lanet Gücü: 30
  • Tılsım Gücü: 20
  • İksir Kabiliyeti: -
  • Özel Yetenek: Zihinbend, Seviye 3
Hayat Suyu; Korku
« : 26 Haziran, 2023 20:37:21 - Kurgusal Tarih: Ekim 1866 »
Npc Büyücü:Adras d'Ibelin

21 Ekim, Fransa'da bir kale


Korku insana çılgınca şeyler yaptırabiliyordu. Ama insanı yaşamaya teşvik eden yegane duyguydu. Bir yerlerde çok büyük başarılara imza atan birileri varsa bilin ki çokça korkmuştur, ne aşk ne de kibirdir insanı riske sokan zaten; korkudur. Adras'ın yaşlı kalbinden tüm vücuduna pompalanan kan, iliklerine kadar işleyen korkudan daha yavaş kalıyordu son günlerde. Sağlıklı düşünmekten yoksun vaziyette, her şeyi yapabilecek gücü buluyordu kendinde. Çiftlikte yaşanan o karmaşanın ardından ilk durağı Amerika olmuşken, ikinci durağı Fransa idi. Kaçan insan olabildiğince uzağa göçerdi aslında ama işte korkunun yönlendiği beyni onu İngiltere'ye epeyce yakınlıktaki Fransa'da soluğu aldırmıştı. Azkaban'da sonsuz yıllarının geçeceğini kesinleştirecek anıları çalınmıştı ve aldığı duyum sonrası apar topar buraya gelmişti.

Fransa'yı etkisi altına alan gök gürültüsü eşliğindeki yağmurlu havanın kesildiği ama şimşeklerin ışıklarını eksik etmediği dakikalardı. Arada bir dinen yağmur her an yeniden başlayacak gibiydi. Böyle bir akşamda gelecek birkaç olumlu haber bekliyordu Adras. Hem bedenen hemde zihnen yorgundu. Peşinden ayırmadığı, dikkat çekmemek için çok kalabalık olmayan, büyücü sürüsü izliyordu onu. İçlerinden en kıdemlisi, yani en güvenilir olanı, yaşlı efendisini bilgilendirmek üzereydi. Ama beklenmedik şekilde ilk olarak, "Efendim burayı seçmekle iyi mi yaptık bilmiyorum..." titrek ses tonuyla sordu kendisinden olumlu bir haber bekleyen Adras'a. Yaşlı adamın kaşları beklemediği bu sinir bozucu soruyu duyunca çatılmıştı. Cevap vermedi, ama bakışlarındaki sertlik yetermişti orta yaşlardaki adamı sorusuna cevap olarak. Amerika'da kaldığı eski deniz fenerinin misafirhanesinin ardından, orta çağdan kalma ufak bir kaleyi istemişti konaklamak için. Çevresindekiler sessiz fisıldaşmalarla şikayet etselerde, yakalanmaları oldukça kolay görünen bu kaleyi hazırlamak zorunda kalmışlardı. Yaşlı adamın kafasında nelerin döndüğünü anlamak zordu son zamanlarda. Ama onu korumakla yükümlü olan büyücü ve cadılar her an diken üzerinde olduklarını biliyorlardı."O'ndan haber var mı ? " diye sordu Fransız mimarisinin izlerini taşıyan odada, rahat oturması için getirilen, ortama pek uymayan koltuğuna kurulmuşken. Barok denilen süslemelerle bezenmişti oda, bu sade koltuk ise ben buraya ait değilim diye bağırıyordu adeta. Büyücü sorduğu soruya verilen sert tepkiyi sindirmeye çalışırken, Adras'tan gelen ve öznesi belli olmayan soru karşısında afallamıştı. Ellerini önünde birleştirirken tüm seçenekleri değerlendirip, doğru cevabı bulması gerektiğinin farkındaydı. Akıl sağlığından endişe ettiği efendisi sinirlenirse ona yapabileceklerinden korkuyordu. Aslında kimi sorduğu açıktı biraz düşününce; rahatlayan yüz ifadesiyle bildiklerini kelimelere dökmeye başladı. "Matthew hala sorgulanıyormuş. Bakanlık bu konu hakkında dışarı bilgi sızdırmamak için epeyce uğraşıyor, o yüzden tek bildiğimiz eğer konuşsaydı çoktan Azkaban'a gönderilmiş olacağı." Sözleri bittiğinde tek nefeste konuştuğu için derin bir nefes aldı büyücü. Adras ise yüzünde hiç bir ifade olmadan dinlemişti onu. "Şişeler hakkında ne diyeceksin ? Yok edilmeleri şart. " bu sorusu az öncekinden daha hayati bir anlam içeriyordu. Bakışlarını elleri iki yana düşen adama döndü ve tehditkar bir havaya bürünen vücut diliyle beklemeye başladı. Yaslanmadığı için koltuğun ucuna çektiği bedeninin ağırlığını taşıyacak bastonu da elindeydi. İki eliyle tutunduğu için oyulmuş kurt motifi belli belirsiz görünüyordu.

"Şişelerden birisini alması için gönderdiğim adamlardan baykuş bekliyorum hala. Büyük ihtimalle...",yaşlı adamın gür sesi kesecekti adamın tüm iştahıyla yaptığı açıklamasını. "İhtimalleri duymak istemiyorum, bana kesin sonuçlardan bahset." Büyücü yine afallamıştı ve bu kekelemesine bile neden olmuştu. Kafasında kurduğu bütün cümlelerin kaybolduğunu ve sırasının karıştığını ceketinin iç cebinden çıkarttığı mendille kuruladığı alnındaki terinden anlamak mümkündü. Birkaç saniyelik sessizlik "Efendim, şişeleri çalan kişinin çiftlikteki bir çalışan olduğunu öğrendikten sonra bizzat kendim araştırdım. Bazıları o adamdan zorla alınmış, bazıları para karşılığında eskicilere yahut Alman iş adamlarına satılmış. Buradaki şişeler ise bir apartman dairesinde saklanılıyor."adam konuşurken ayaklarının dibine bir baykuş tarafından bırakılan mektup, şişelere ne olduğunun habercisi olacaktı. Adras tüm dikkatini o mektupta yazanlara vermişti şimdi, adamın açıklaması umrunda değildi. Koltuktan kalkmıştı yaşlı bedeni hatta. Konuşması beklediği haberle tekrar bölünen büyücü ise yüzündeki merak ve korku karışımı bir ifade ile mektubu hızlıca açıp okumaya başlamıştı. İhtiyarın mektupta nelerin yazdığını anlamak için, büyücünün suratına bakması yeterliydi. Sonunda beklediği haber gelecekti "Efendim, şişeler yok edilmiş. Buradan ayrılabiliriz artık. " bir an hayatının en önemli haberini veriyormuşçasına parlamıştı gözleri. Gerçi haklıydı, olumsuz anlamda söyleyeceği birkaç kelime, hayatına mâl olacaktı. "Almanya'ya gidiyoruz." oldu son sözü ihtiyarın. Daha sonra, hazırlıklara başlamak üzere odadan ayrılan büyücünün bıraktığı sessizlikle baş başa kalmıştı. "Şu iğrenç motifler başımı ağrıtmaya başlamıştı zaten." derken ona Almanya'da da eşlik edecek koltuğa bıraktı bedenini. Yaslanırken bıraktığı bastonu yere düşerken çıkarttığı ses her zamankinden farklıydı. Halıdan yoksun beton zemin, Adras'ın gençliğini ve gücünü hatırlatan o kurt oymasını paramparça etmişti. Animagus yeteneği de aynen böyle parçalanmıştı aslında, dönüşmüyordu 30 yıldır. Son birkaç haftada rüyalarında bile göremiyordu kendisini o çayırlarda dört ayağının üzerinde koştururken. Bitmişti artık. Derin bir nefes verirken, etrafa yayılan beyaz renkteki seramik parçalara göz gezdirdi. Basit bir büyüyle tamir edebilirdi ama büyünün tamir edemeyeceği asıl eksik şey onu bu düşünceden uzak tutmuştu. Buradan ayrılmayı bekleyecekti sadece.

SON